Dr.Faruk ŞEN
UGM Genel Müdür Yardımcısı
Avrupa Komisyonu, Industrial Accelerator Act (Sanayi Hızlandırma Yasası) adıyla yeni bir düzenleme paketi önermiştir. Bu düzenleme, düşük karbonlu ve Avrupa’da üretilmiş teknolojiler ile ürünlere olan talebi artırmayı amaçlamaktadır. Böylece AB’de üretimin güçlendirilmesi, işletmelerin büyümesinin desteklenmesi, yeni istihdam yaratılması ve sanayinin daha temiz ve geleceğe uyumlu teknolojilere geçişinin hızlandırılması hedeflenmektedir.
Teklifin temel amacı, stratejik sektörlerde sanayi kapasitesini artırmak, karbonsuzlaşmayı hızlandırmak ve Avrupa Birliği’nin ekonomik dayanıklılığını ile stratejik özerkliğini güçlendirmektir. Aynı zamanda AB ekonomisinde imalat sanayisinin payının artırılması ve iklim hedeflerine ulaşılması hedeflenmektedir.
Bu çerçevede 2024 yılında %14,3 olan imalat sanayisinin AB GSYİH içindeki payının 2035 yılına kadar %20’ye çıkarılması amaçlanmaktadır. Düzenleme özellikle enerji yoğun endüstriler (çelik, çimento, alüminyum ve kimyasallar), net-sıfır teknolojileri (bataryalar, güneş panelleri, rüzgar türbinleri ve ısı pompaları) ile otomotiv tedarik zinciri üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Teklif, hedeflerine ulaşmak için dört temel mekanizma öngörmektedir. Bunlardan ilki izin süreçlerinin hızlandırılmasıdır. Sanayi projeleri için izin prosedürlerinin dijitalleştirilmesi ve basitleştirilmesi amacıyla “Tek Erişim Noktaları” kurulacak ve karar alma süreçlerine zaman sınırları getirilerek bürokratik engeller azaltılacaktır.
İkinci mekanizma öncü pazarların oluşturulmasıdır. Kamu ihaleleri ve kamu destek programları aracılığıyla düşük karbonlu ve “AB menşeli” ürünlere olan talep artırılacak, özellikle çelik, çimento ve net-sıfır teknolojilerinde dayanıklılık ve sürdürülebilirlik kriterleri zorunlu hale getirilecektir.
Üçüncü mekanizma doğrudan yabancı yatırımların belirli şartlara bağlanmasıdır. Stratejik sektörlerde 100 milyon avroyu aşan yabancı yatırımların teknoloji transferi sağlaması, iş gücünün en az %50’sinin AB çalışanlarından oluşması ve Ar-Ge faaliyetlerine katkı sunması gibi kriterleri karşılaması gerekecektir.
Dördüncü mekanizma ise sanayi hızlandırma alanlarının oluşturulmasıdır. Üye devletler, sanayi faaliyetlerinin kümelenmesi için özel bölgeler belirleyecek ve bu bölgelerdeki projelere toplu izinler ile altyapı önceliği gibi avantajlar sağlanacaktır.
Düzenleme, AB sanayisinin karşı karşıya olduğu bazı kritik risklere de dikkat çekmektedir. Özellikle net-sıfır teknolojilerinde Çin gibi üçüncü ülkelere olan aşırı bağımlılığın ekonomik ve stratejik riskler doğurduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca yüksek enerji fiyatları, küresel ölçekte uygulanan sübvansiyonlar ve karbonsuzlaşmanın getirdiği yüksek sermaye maliyetlerinin AB’nin rekabet gücünü zayıflattığı belirtilmektedir. Buna ek olarak, karmaşık izin süreçleri ve finansman sorunları nedeniyle karbonsuzlaşma projelerinin önemli bir bölümünün hayata geçirilemediği ifade edilmektedir.
Yasanın uygulanmasıyla birlikte 2030 yılına kadar AB ekonomisine yaklaşık 8 milyar avro net fayda sağlanması beklenmektedir. İzin süreçlerinin dijitalleşmesi sayesinde işletmeler üzerindeki idari yükün yaklaşık 240 milyon avro azalacağı öngörülmektedir. Ayrıca düşük karbonlu ürünlerin teşvik edilmesi yoluyla sanayi kaynaklı sera gazı emisyonlarının kalıcı biçimde azaltılması hedeflenmektedir. Bu yönüyle düzenleme, Avrupa sanayisinin modernizasyonunu ve temiz teknoloji alanında küresel rekabet gücünün korunmasını amaçlayan stratejik bir politika çerçevesi niteliği taşımaktadır.
Yasanın stratejik vizyonu, AB’nin iklim hedeflerine ulaşırken aynı zamanda sanayi tabanını güçlendirmektir. Bu doğrultuda 2035 yılına kadar imalat sanayisinin AB ekonomisindeki payının en az %20’ye çıkarılması hedefi yasal bir hedef olarak belirlenmiştir. Temiz ve dijital ekonomiye geçiş önemli fırsatlar sunsa da, yüksek enerji fiyatları, küresel rekabet baskısı ve özellikle Çin gibi üçüncü ülkelere olan bağımlılık AB’nin ekonomik güvenliği açısından önemli riskler oluşturmaktadır.
Düzenleme, AB ekonomisi açısından stratejik öneme sahip olan ve toplam sanayi üretiminin yaklaşık %15’ini temsil eden sektörlere odaklanmaktadır. Enerji yoğun endüstriler arasında çelik, çimento, alüminyum ve kimya sektörleri yer almakta olup bu sektörler AB’nin sera gazı emisyonlarının yaklaşık %22,3’ünden sorumludur. Net-sıfır teknolojileri kapsamında bataryalar, güneş fotovoltaik sistemleri, rüzgar türbinleri, ısı pompaları, elektrolizörler ve nükleer fisyon teknolojileri bulunmaktadır. Otomotiv tedarik zinciri ise elektrikli araçlar, çekiş bataryaları ve kritik elektronik sistemleri kapsamaktadır.
Yatırımların önündeki en önemli engellerden biri olarak görülen bürokratik süreçlerin azaltılması amacıyla izin süreçleri hızlandırılmakta ve dijitalleştirilmektedir. Üye devletler tüm izin başvurularının tek bir dijital platform üzerinden yapılmasını sağlayacak “Tek Erişim Noktaları” oluşturacaktır. Bu süreçte veri güvenliği ve doğrulama amacıyla Avrupa İş Cüzdanları kullanılacaktır. Yetkili makamlar, başvuruların eksiksiz olduğunu teyit ettikten sonra belirli süreler içinde kapsamlı karar vermekle yükümlü olacaktır. Enerji yoğun sanayilerin karbonsuzlaşma projeleri ve net-sıfır teknoloji yatırımları stratejik proje statüsü kazanarak hızlandırılmış çevresel değerlendirme süreçlerinden yararlanacaktır.
Düşük karbonlu ve Avrupa’da üretilen ürünlere olan talebi artırmak amacıyla kamu alımları ve destek mekanizmaları önemli bir araç olarak kullanılacaktır. Kamu ihalelerinde düşük karbonlu çelik, çimento ve alüminyum kullanımına yönelik zorunlu teknik şartnameler getirilecektir. Bazı durumlarda maliyet farkının %25’i aşması gibi durumlarda istisnalar uygulanabilecektir. Yenilenebilir enerji teknolojileri için yapılan müzayedelerde siber güvenlik ve AB menşeli bileşen oranları gibi dayanıklılık kriterleri dikkate alınacaktır. Ayrıca küçük ve uygun fiyatlı elektrikli araçlar ile düşük karbonlu çelik gibi ürünler için açık “AB menşeli” tanımları yapılarak finansal destekler bu kriterlere bağlanacaktır.
Stratejik sektörlerdeki büyük yabancı yatırımlar da belirli koşullara bağlanacaktır. Yatırım değeri 100 milyon avroyu aşan ve yatırımcının ilgili sektörde küresel üretim kapasitesinin %40’ından fazlasını kontrol ettiği durumlarda yatırımın onaylanabilmesi için belirlenen altı kriterden en az dördünün karşılanması gerekecektir. Bu kriterler arasında yabancı yatırımcı payının %49’u geçmemesi, AB şirketleriyle ortak girişim kurulması, fikri mülkiyet ve teknik bilginin AB’deki işletmeye lisanslanması, AB’de elde edilen gelirin en az %1’inin Ar-Ge’ye ayrılması, iş gücünün en az %50’sinin AB çalışanlarından oluşması ve üretim girdilerinin en az %30’unun AB içinden tedarik edilmesi gibi şartlar yer almaktadır.
Sanayi faaliyetlerinin kümelenmesini teşvik etmek amacıyla üye devletler “sanayi hızlandırma alanları” belirleyecektir. Bu alanlarda kurulacak tesisler için önceden alınmış genel izinler sayesinde bireysel projelerin izin süreçleri önemli ölçüde kısalacaktır. Ayrıca enerji altyapısında öncelik sağlanacak ve kritik ham maddelere erişim için ortak satın alma mekanizmaları geliştirilecektir.
Yasanın etkin şekilde uygulanabilmesi için güçlü bir izleme ve yaptırım mekanizması da öngörülmektedir. Avrupa Komisyonu düzenlemenin uygulanmasını üç yılda bir değerlendirecek ve beş yıl sonra stratejik sektör listesini güncelleyebilecektir. Yabancı yatırım şartlarına veya bildirim yükümlülüklerine uyulmaması durumunda yatırım değerinin veya yatırımcının günlük cirosunun %5’ine kadar cezalar uygulanabilecektir.
Teklifin eklerinde stratejik sektörler ve endüstriyel üretim alanları ayrıntılı şekilde tanımlanmıştır. Enerji yoğun endüstriler kapsamında kağıt ve kağıt ürünleri, rafine petrol ürünleri, kimyasallar, plastik ve kauçuk ürünleri, metalik olmayan mineraller ve ana metal üretimi gibi sektörler yer almaktadır. Otomotiv endüstrisi motorlu kara taşıtları ve römork üretimini kapsamaktadır. Net-sıfır teknolojileri ise ilgili AB düzenlemelerinde tanımlanan temiz enerji teknolojilerini içermektedir.
1 Ocak 2029’dan itibaren kamu ihaleleri ve kamu müdahale programlarında belirli ürünler için düşük karbon ve AB menşei şartları getirilecektir. İnşaat, altyapı ve araç üretiminde kullanılan toplam çelik hacminin en az %25’inin düşük karbonlu olması gerekecektir. Beton ve harç kullanımında toplam hacmin en az %5’inin düşük karbonlu ve AB menşeli olması şartı aranacaktır. Alüminyum için ise inşaat, altyapı ve araç üretiminde kullanılan toplam hacmin en az %25’inin düşük karbonlu ve AB menşeli olması gerekecektir.
Elektrikli araçların kamu alımları ve kamu desteklerinden yararlanabilmesi için de katı menşe kuralları uygulanacaktır. Araçların AB içinde monte edilmesi gerekecek ve batarya hariç bileşenlerin fabrika çıkış fiyatı bazında en az %70’inin AB menşeli olması şartı aranacaktır. Çekiş bataryasının en az üç ana bileşeninin AB menşeli olması gerekecek, e-güç aktarma organları ve ana elektronik sistemlerin en az %50’sinin AB menşeli olması şartı ise düzenlemenin yürürlüğe girmesinden üç yıl sonra uygulanacaktır. Ayrıca bir üreticinin AB’de tescil edilen araçlarının en az %85’i bu şartları sağlıyorsa, üreticinin tüm ilgili araçları belirli bir süre için uyumlu kabul edilebilecektir.
Bunun yanında Tek Dijital Geçit sistemi üzerinden işletmelere yönelik idari süreçler de kolaylaştırılacaktır. Endüstriyel üretim projeleri, net-sıfır teknolojileri ve kritik ham madde projeleri için gerekli izin süreçlerine ilişkin tüm bilgiler ve başvuru prosedürleri dijital ortamda erişilebilir hale getirilecektir. Böylece işletmelerin tesis kurma, genişletme veya dönüştürme süreçlerinde karşılaştıkları bürokratik yüklerin azaltılması hedeflenmektedir.
Bu düzenlemede belirli koşullar altında bazı üçüncü ülke ürünlerinin “Union origin’e eşdeğer” kabul edilmesine imkân tanınmaktadır. Düzenlemede özellikle dikkat çekici olan husus, AB ile serbest ticaret alanı veya gümrük birliği bulunan ülkelerden gelen ürünlerin belirli durumlarda AB menşeli ürünlerle eşdeğer sayılabilmesidir.
Söz konusu düzenleme, öncelikle kamu alımları, kamu destekleri ve enerji veya teknoloji ihaleleri gibi kamu müdahalesi araçlarında uygulanacak menşe kurallarını belirlemektedir. Kamu ihalelerinde uygulanacak AB menşei şartları bakımından, AB ile serbest ticaret alanı veya gümrük birliği anlaşması bulunan ülkelerden gelen içeriklerin de AB menşeli kabul edilebilecektir.
Türkiye açısından bu düzenlemelerin en önemli yönü Türkiye’de üretilen ve AB ile gümrük birliği kapsamında ticareti yapılan ürünlerin, belirli kamu politikası araçlarında “Union origin’e eşdeğer içerik” olarak kabul edilmesi mümkün hale gelmektedir. Bu durum özellikle kamu ihaleleri, kamu destek programları veya net-sıfır teknoloji yatırımlarına yönelik müzayedelerde Türkiye menşeli girdilerin AB menşeli ürünlerle aynı kategoriye dahil edilebilmesine kapı aralamaktadır.
Bununla birlikte düzenleme bu eşdeğerliği otomatik ve koşulsuz bir hak olarak tanımamaktadır. İlgili maddelerde Komisyona, belirli kriterlerin oluşması halinde üçüncü bir ülkeyi bu eşdeğerlik kapsamından çıkarma yetkisi tanınmıştır. Bu kriterler arasında ilgili ülkenin AB ürünlerine ulusal muamele sağlamaması, AB’nin stratejik sektörlerinde tedarik güvenliğini tehdit edecek bağımlılıkların oluşması veya uluslararası anlaşmalarda öngörülen istisnaların devreye girmesi gibi durumlar bulunmaktadır.
Dolayısıyla Türkiye’nin bu düzenlemeden doğan avantajlardan yararlanabilmesi, yalnızca hukuki statüsüne değil aynı zamanda AB ile ekonomik ilişkilerin karşılıklılık ve stratejik güvenlik boyutuna da bağlı olacaktır.
Bu çerçevede söz konusu maddelerin Türkiye açısından iki yönlü bir anlam taşıdığı söylenebilir. Birinci olarak, düzenleme AB sanayi politikasının giderek değer zinciri temelli ve menşe odaklı bir yapıya evrildiğini göstermektedir. AB, kamu alımları ve kamu destekleri gibi güçlü talep araçlarını kullanarak “Made in EU” veya “Union origin” kriterlerini sanayi politikasının merkezine yerleştirmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin gümrük birliği ortağı olması, Türk üretiminin AB sanayi değer zincirlerine entegrasyonu bakımından önemli bir fırsat yaratabilir. Özellikle otomotiv tedarik zinciri, enerji yoğun sektörler ve net-sıfır teknolojileri gibi alanlarda Türkiye’de üretilen girdilerin AB sanayi ekosisteminde “AB içeriğine eşdeğer” kabul edilmesi, Türk sanayisinin AB pazarına entegrasyonunu güçlendirebilir.
İkinci olarak ise düzenleme, AB’nin sanayi politikası araçlarını ekonomik güvenlik ve stratejik özerklik hedefleriyle birlikte kullandığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle eşdeğer menşe statüsü kalıcı bir ticari hak değil, daha çok AB’nin tedarik zinciri güvenliği ve sanayi kapasitesi politikaları çerçevesinde şekillenen koşullu bir statü niteliği taşımaktadır. Komisyonun belirli ülkeleri bu kapsamdan çıkarabilme yetkisi, AB’nin stratejik sektörlerde dış bağımlılığı sınırlama ve kritik teknolojilerde üretimi Avrupa içinde tutma yönündeki yaklaşımının bir yansımasıdır.
Sonuç olarak söz konusu düzenleme, Türkiye açısından yalnızca ticari bir fırsat değil, aynı zamanda AB ile sanayi politikası entegrasyonu ve gümrük birliğinin geleceği bakımından stratejik öneme sahip yeni bir politika alanı oluşturmaktadır.
Kaynak: https://single-market-economy.ec.europa.eu/publications/industrial-accelerator-act_en