Dr.Faruk ŞEN
UGM Genel Müdür Yardımcısı
19.09.2026 tarihinde AB Resmi Gazetesinde yayımlanan Regulation (EU) 2026/2108, Avrupa Birliği gümrük sisteminde son yılların en kapsamlı yapısal dönüşümlerinden birini öngörmektedir. Düzenleme, 2013 tarihli Birlik Gümrük Kodu’nu değiştirmekle kalmamakta; gümrük işlemlerinin veri altyapısını, risk yönetimini, ekonomik operatörlerin sorumluluklarını ve gümrük idareleri arasındaki koordinasyonu yeniden yapılandırmaktadır. Yeni sistemin temel yaklaşımı, klasik beyanname merkezli gümrük modelinden veri merkezli, sürekli izleme ve risk analizi esasına dayalı bir modele geçiştir. Bu nedenle düzenlemenin etkileri yalnızca Avrupa Birliği’nde yerleşik ithalatçı ve ihracatçılarla sınırlı kalmayacak; AB’ye mal satan Türk firmalarını da doğrudan etkileyecektir.
Yeni sistemin merkezinde EU Customs Data Hub yer almaktadır. Bu yapı ile işletmelerin aynı verileri farklı üye devletlerdeki farklı gümrük sistemlerine tekrar tekrar sunmasının önüne geçilmesi, verilerin tek bir ortak altyapı üzerinden yönetilmesi ve gümrük idarelerinin tedarik zincirini bütüncül şekilde takip edebilmesi amaçlanmaktadır. Data Hub, yalnızca gümrük beyannamesinin elektronik ortamda verilmesini sağlayan bir sistem değildir. Gümrük kıymeti, tarife sınıflandırması, menşe, taşıma, ürün uygunluğu, izin ve lisanslar, risk değerlendirmesi ve geçmiş işlemler gibi çok sayıda veri unsurunun bir arada değerlendirilmesini sağlayacak merkezi bir veri altyapısıdır. Böylece gümrük idareleri yalnızca tek bir ithalat işlemini değil, bir şirketin veya tedarik zincirinin zaman içindeki işlem davranışlarını da analiz edebilecektir.
Türk firmaları açısından bunun en önemli sonucu, AB’ye yapılan ihracatlarda sunulan verilerin kendi içinde ve farklı sistemler arasında tutarlı olması gerekliliğinin artmasıdır. Bugün bir Türk ihracatçının ticari faturasında, A.TR belgesinde, menşe beyanında, ürün uygunluk belgelerinde ve ithalatçının ERP sisteminde yer alan bilgiler arasında belirli uyumsuzluklar bulunabilmektedir. Yeni sistemde bu tür farklılıkların merkezi veri analitiği sayesinde daha kolay tespit edilmesi mümkün olacaktır. Özellikle GTİP veya CN kodu, eşyanın menşei, tercihli menşe durumu, gümrük kıymeti, üretici bilgileri ve ürün uygunluk verileri bakımından tutarlılık çok daha önemli hale gelecektir.
Düzenlemenin önemli yeniliklerinden biri de European Union Customs Authority, yani Avrupa Birliği Gümrük Otoritesinin kurulmasıdır. Yeni otorite, AB genelinde ortak risk yönetiminin geliştirilmesi, Data Hub’ın işletilmesi, üye devletler arasında koordinasyon sağlanması, ortak kontrollerin yürütülmesi ve yüksek riskli ticaret akımlarının belirlenmesi gibi görevler üstlenecektir. Bu durum, AB gümrük sisteminin ulusal uygulamalardan daha merkezi bir yapıya doğru ilerlediğini göstermektedir. Türkiye açısından bunun iki yönlü etkisi bulunmaktadır. Bir taraftan üye devletler arasındaki uygulama farklılıklarının azalması beklenebilir. Diğer taraftan herhangi bir Türk ihracatçı, tedarikçi veya ürün grubu AB düzeyinde yüksek riskli olarak değerlendirildiğinde, bu değerlendirmenin tek bir üye devletle sınırlı kalmaması ve tüm Birlik çapında etkili olması mümkün hale gelecektir.
Yeni Birlik Gümrük Kodu ekonomik operatör statülerini de yeniden şekillendirmektedir. Mevcut Yetkilendirilmiş Ekonomik Operatör, yani AEO sistemi korunmakla birlikte, bunun üzerinde daha ileri düzeyde kolaylıklar sağlayan “Trust and Check Trader” statüsü getirilmektedir. Trust and Check Trader statüsüne sahip işletmeler, gümrük idaresine daha geniş ve sürekli veri erişimi sağlayacak, buna karşılık daha az müdahale, bazı işlemlerde self-release imkânı, kolaylaştırılmış gümrük işlemleri ve daha ileri düzeyde merkezi gümrükleme gibi avantajlardan yararlanabilecektir. Yeni sistemin temel mantığı daha fazla şeffaflık karşılığında daha az gümrük müdahalesidir.
Türk firmaları bakımından burada önemli bir ayrım bulunmaktadır. Trust and Check Trader statüsü esas olarak AB gümrük bölgesinde yerleşik işletmeler için tasarlanmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de yerleşik ve YYS statüsüne sahip bir şirketin doğrudan Trust and Check Trader olması genel olarak mümkün olmayacaktır. Bununla birlikte Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki AEO karşılıklı tanıma düzenlemelerinin önemi daha da artacaktır. Yeni Birlik Gümrük Kodu, üçüncü ülkelerdeki güvenilir işletmelere karşılıklı tanıma esasına dayalı olarak belirli kolaylıkların sağlanmasına imkân vermektedir. Bu nedenle Türkiye’nin YYS sisteminin AB AEO sistemiyle daha ileri düzeyde entegrasyonu gelecekte önemli bir rekabet avantajı oluşturabilir.
Yeni sistemde risk analizi de köklü biçimde değişmektedir. Risk analizi, yalnızca bir beyanname üzerinde yapılan kontrol olmaktan çıkarak çok daha geniş bir veri analizine dönüşmektedir. Gümrük idareleri geçmiş ithalat ve ihracat işlemlerini, ürün fiyatlarını, sınıflandırma değişikliklerini, menşe bilgilerini, taşıma rotalarını, üretici ve tedarikçi verilerini ve ürün güvenliği bilgilerini birlikte analiz edebilecektir. Böylece aynı ürünün farklı AB ülkelerinde farklı GTİP kodlarıyla beyan edilmesi, benzer ürünlerin önemli ölçüde farklı gümrük kıymetleriyle ithal edilmesi veya menşe bilgilerinde sistematik değişiklikler görülmesi otomatik risk göstergelerine dönüşebilecektir.
Bu durum Türk ihracatçıları açısından özellikle tarife sınıflandırması, menşe ve gümrük kıymeti konularının önemini artırmaktadır. Bir Türk şirketinin Almanya’ya gönderdiği bir ürün için kullandığı CN kodu ile Hollanda’ya yaptığı satışta kullanılan kodun farklı olması artık yalnızca iki farklı ulusal gümrük uygulaması olarak kalmayacak, merkezi sistem tarafından karşılaştırılabilir hale gelecektir. Benzer şekilde aynı ürünün farklı müşterilere önemli ölçüde farklı kıymetlerle satılması veya menşe bilgilerinin değişkenlik göstermesi risk analizi açısından değerlendirilebilecektir.
Menşe kuralları bakımından yeni düzenleme mevcut tercihli ticaret anlaşmalarının kurallarını ortadan kaldırmamaktadır. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği kapsamında A.TR belgesinin hukuki niteliği de değişmemektedir. A.TR, eşyanın tercihli menşeini değil, Gümrük Birliği kapsamında serbest dolaşım statüsünü göstermektedir. Ancak yeni veri sistemi, A.TR bilgileri ile gerçek menşe, tercihli menşe, tedarikçi beyanı ve ürünün üretim bilgileri arasında daha kolay karşılaştırma yapılmasını mümkün kılacaktır. Dolayısıyla Türk ihracatçıların A.TR, menşe şahadetnamesi, tedarikçi beyanı ve tercihli menşe belgeleri arasındaki hukuki ayrımı doğru yönetmeleri çok daha önemli olacaktır.
Yeni sistemin bir diğer önemli boyutu gümrük işlemleri ile ürün uygunluğu, çevre mevzuatı ve piyasa gözetimi arasındaki entegrasyonun güçlenmesidir. Geleceğin AB gümrük sistemi yalnızca tarife, kıymet ve menşe kontrolü yapan bir yapı olmayacaktır. Ürün güvenliği, CE uygunluğu, çevresel düzenlemeler, yasaklama ve kısıtlamalar, lisanslar ve diğer düzenleyici yükümlülükler de gümrük risk yönetiminin bir parçası haline gelecektir. Bu durum özellikle otomotiv, makine, elektrik-elektronik, kimya ve tekstil gibi AB’ye yoğun ihracat yapan Türk sektörleri açısından önemlidir.
E-ticaret alanında da önemli değişiklikler öngörülmektedir. AB’ye üçüncü ülkelerden gerçekleştirilen düşük kıymetli e-ticaret ithalatlarında platformların ve satıcıların sorumlulukları artırılmaktadır. Bazı durumlarda çevrimiçi platform veya satıcı, ithalatçı rolüne daha yakın bir sorumluluk üstlenecek ve gümrük vergileri, ürün uygunluğu ve veri sunumu konusunda yükümlülüklere tabi olacaktır. Dolayısıyla Türkiye’den AB’deki tüketicilere doğrudan satış yapan firmalar açısından gümrük süreçleri daha merkezi ve daha kontrollü hale gelecektir.
Yeni düzenleme gümrük temsilcilerinin rolünü de değiştirmektedir. Gümrük işlemlerinin giderek veri temelli ve merkezi hale gelmesi, gümrük temsilcilerinin yalnızca beyanname hazırlayan kişiler olmaktan çıkarak veri yönetimi, uygunluk ve risk yönetimi konusunda daha yüksek yetkinliklere sahip olmalarını gerektirecektir. AEO veya Trust and Check gibi statüler, bazı sınır ötesi gümrük temsilciliği faaliyetlerinde daha fazla önem kazanacaktır.
Düzenlemenin uzun vadeli en önemli sonuçlarından biri, “gümrükleme yeri” kavramının öneminin azalmasıdır. Yeni modelde işlem, eşyanın fiziksel olarak bulunduğu gümrük idaresinden ziyade işletmenin yerleşik olduğu veya gözetildiği gümrük idaresi üzerinden yönetilebilecektir. Böylece gümrük sistemi fiziksel sınır kontrolünden şirket ve tedarik zinciri bazlı gözetim sistemine doğru dönüşmektedir. Gümrük idaresinin rolü de her işlemi tek tek kontrol eden bir yapıdan, şirketin sistemlerini ve verilerini sürekli olarak izleyen bir denetim otoritesine doğru evrilmektedir.
Türk firmaları açısından bu dönüşümün en önemli sonucu veri kalitesi olacaktır. Önümüzdeki dönemde AB’ye ihracat yapan şirketlerin ERP sistemlerinde yer alan GTİP, menşe, üretici, tedarikçi, kıymet ve ürün uygunluk bilgilerinin birbiriyle uyumlu olması gerekecektir. Farklı departmanlarda veya sistemlerde tutulan bilgilerin birbiriyle çelişmesi gümrük riskini artırabilecektir. Bu nedenle gümrük uyumu giderek yalnızca gümrük departmanının sorumluluğu olmaktan çıkacak ve şirketin veri yönetimi, finans, lojistik, satın alma, üretim ve ürün uygunluk süreçleriyle entegre hale gelecektir.
Türkiye-AB Gümrük Birliği bakımından düzenlemenin daha stratejik bir anlamı da bulunmaktadır. Gümrük Birliği’nin mevcut altyapısı büyük ölçüde 1990’ların gümrük modeli üzerine kuruludur. Yeni Avrupa Birliği gümrük sistemi ise gerçek zamanlı veri paylaşımı, merkezi risk analizi ve tedarik zinciri görünürlüğü üzerine kurulmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda Türkiye-AB gümrük ilişkilerinin yalnızca A.TR belgelerinin elektronikleştirilmesi veya klasik gümrük prosedürlerinin kolaylaştırılması çerçevesinde ele alınması yeterli olmayacaktır. Türkiye’nin gümrük sistemleri ile EU Customs Data Hub arasında veri paylaşımı ve birlikte çalışabilirlik, yani interoperability, giderek daha önemli bir gündem maddesi haline gelecektir.
Sonuç olarak Regulation (EU) 2026/2108, Avrupa Birliği gümrük sistemini klasik beyanname esaslı bir yapıdan sürekli veri akışı, merkezi risk analizi ve tedarik zinciri gözetimi esasına dayalı bir sisteme dönüştürmektedir. Türk firmaları açısından yeni dönemin temel gerekliliği yalnızca doğru bir gümrük beyannamesi vermek olmayacaktır. GTİP, menşe, kıymet, ürün uygunluğu, tedarikçi ve taşıma bilgilerinin tüm şirket sistemlerinde doğru, izlenebilir ve tutarlı şekilde yönetilmesi gerekecektir. Bu nedenle AB’ye ihracat yapan Türk şirketlerinin şimdiden gümrük master datalarını gözden geçirmeleri, menşe ve sınıflandırma yönetimlerini merkezi hale getirmeleri, ERP sistemleri ile gümrük ve ürün uygunluk verileri arasında entegrasyon sağlamaları ve AB müşterilerinden gelecek yeni veri taleplerine hazırlanmaları önem taşımaktadır. Yeni dönemde gümrük uyumunun temel rekabet unsurlarından biri, şirketlerin yalnızca mevzuata uygun hareket etmesi değil, bu uygunluğu güvenilir ve sürekli veri ile gösterebilmesi olacaktır.