Son dönemde ülkede yaşanan döviz sıkıntısı nedeniyle neredeyse her hafta yeni bir önlem yürürlüğe sokuluyor. Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesabı, Gelire Endeksli Senet (GES), TL kredisi alabilmek için döviz veya altın hesaplarına sınırlamalar getirilmesi, bu önlemlerden birkaç tanesi.
Düne kadar fazla göze batmayan bir fon var ki bana göre bugün “mevcut döviz politikasına muhalif fon” olarak tanımlanabilir. Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu’ndan (KKDF) bahsediyoruz.
07.06.1988 tarihli 19835 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 88/12944 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile “Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu” oluşturuluyor. Kararın “amaç” başlıklı birinci maddesinde “Kalkınma planı ve yıllık programlarda öngörülen hedeflere uygun olarak yatırımların yönlendirilebilmesi ve ihtisas kredilerde kredi maliyetlerinin düşürülmesi amacıyla 1211 sayılı Kanun’un 3098 sayılı Kanun’la değişik 40’ıncı madde II-b, c fıkralarına dayanılarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde ‘Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu’ kurulmuştur” deniliyor. Kararın 3’üncü maddesinde fonun kaynakları bankalarca kullandırılan tüketici kredilerinde , diğer kredilerde %6, finansman kredilerinde , bankalar ve finansman şirketlerinin yurtdışından sağladıkları kredilerde %6, kabul kredili, vadeli akreditif ve mal mukabili ödeme şekline göre yapılan ithalatta %6 olarak belirleniyor. 88/12944 sayılı Karar 2001/2698 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlükten kaldırılıyor. Ancak aynı yıl kabul edilen ve 03.07.2001 tarihli 24451 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20.06.2001 tarihli 4684 sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasın Dair Kanun” adlı torba kanunun geçici 3 üncü maddesi ile anılan Bakanlar Kurulu Kararı tekrar ihya ediliyor. Anılan geçici 3’üncü maddenin (a) fıkrası şöyle düzenleniyor:
“a) Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu kesintileri, bu konuda yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar yürürlükten kaldırılan hükümlere göre tahsil edilmeye devam olunur ve doğrudan genel bütçeye gelir yazılmak üzere Hazine hesaplarına intikal ettirilir. Kesinti oranlarını sıfıra kadar indirmeye veya 15 puana kadar yükseltmeye veya kesintiyi tümüyle kaldırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.
Bu kesintilerin tahakkuk ve tahsili Maliye Bakanlığı’nca vergi gelirlerine ilişkin yetkiler kapsamında takip edilir ve kesintilerin tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.
Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu’ndan ihtisas kredilerine ödenmesi gereken destekleme primleri nedeniyle bankalara ödenmemiş birikmiş borçlar, Hazine’nin görev zararı borcu olarak kabul edilir ve bu borçların tasfiyesine ilişkin hükümler çerçevesinde işlem yapılır.”
Daha sonra yürürlüğe giren ve 31.12.2004 tarihli 25687 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5281 sayılı Torba Kanun’un 43’üncü maddesi ile anılan (a) fıkrasının ikinci fıkrası “Bu kesintiler vergi kanunlarındaki tahakkuk ve tahsilat hükümlerine göre takip edilir” şeklinde değiştiriliyor. Bilahare kabul kredili, vadeli akreditif ve mal mukabili ödeme şekline göre yapılan ithalatta %6 olarak tahsil edilen KKDF %3 oranına düşürülse de 13.10.2011 tarihli 28083 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu Kesintileri ve Bazı Mallarda Uygulanan Özel Tüketim Vergisine Dair Karar”ın dördüncü maddesinde “Kabul kredili, vadeli akreditif ve mal mukabili ödeme şekillerine göre yapılan ithalatta KKDF kesintisi oranı %6 olarak tespit edilmiştir” denilerek tekrar bu oran müzeyine çıkarılıyor.
Daha önce mevzuat taslağı hazırlayanların kolaylıkla tespit edebileceği gibi, 4684 sayılı Kanun ile KKDF’nin tekrar yürürlüğe girebilmesi için garip bir yöntem uygulanmıştır. Aslında yürürlükten kaldırılan bir Bakanlar Kurulu Kararı yeni bir Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe sokulur ve yeni hüküm vazedilmiş şekilde kaleme alınır. Yürürlükten kaldırılan bir Bakanlar Kurulu Kararı kanun koyucu konumunda olan ve daha üst bir merci olan TBMM tarafından kabul edilen bir kanunla canlandırılmaz. Bunun nedenini anlamakta güçlük çekilmemektedir.
İktidarlar seçmen kitlelerine şirin görünmek adına hizmet sağlayan yasal düzenlemeler dört elle sarılırken, vergi salan düzenlemelerden uzak durmaya çalışır. KKDF’nin yeniden ihyasında da bu uzak durma çabası ön plana çıkmaktadır. Sonuçta 1988 yılında yürürlüğe sokulan 88/12944 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nı imzalayanların önemli bir kısmının yaşamı sona ermiş iken hayatta olanlar da siyasi faaliyetlerine onlarca yıl önce son vermiş durumdadır. Bu bakımdan, “biz değil 1988 yılında iktidarda olanlar yapmış” yönlendirmesi mevcut iktidarların üzerindeki baskıyı azaltır.
1988 tarihli bir Bakanlar Kurulu Kararı’nı 2001 yılında tekrar ihya etmenin diğer nedeni, 1996 sonrası Türkiye ile Avrupa Birliği arasında sağlanan “Gümrük Birliği”nden kaynaklanan yükümlülüklerimizdir. 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 4’üncü maddesinde, “Bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren topluluk ve Türkiye arasında ithalat ve ihracattaki gümrük vergileri ile eş etkili vergi ve resimler tamamen kaldırılır. Topluluk ve Türkiye, bu tarihten itibaren ithalat ve ihracata yeni gümrük vergileri ve eş etkili vergi ve resimler koymaktan kaçınır. Bu hükümler mali nitelikli gümrük vergileri için de geçerlidir” denilmektedir. Bu nedenle, Türkiye 1996 sonrası yeni eş etkili vergi koymama adına 1988’de konulmuş olan KKDF’yi yeniden ihya etmeyi tercih etmiştir.
Daha önce de ifade edildiği gibi, Türkiye’nin “yeni gümrük vergisi veya eş etkili vergi koymama” taahhüdü sadece Avrupa Birliği’ne değil, GATT Anlaşması’nın ikinci maddesi gereğince Dünya Ticaret Örgütü’ne de verilmiş bir taahhüttür. 

Bankacılık sektörünü ilgilendiren ve tüketiciler tarafından iç piyasadan temin edilen kredilerle ilgili KKDF kesintileri tarafımızdan değerlendirilmeyecektir. Bu yazıda kabul kredili, vadeli akreditif ve mal mukabili ödeme şekline göre yapılan ithalatta %6 oranında yapılan kesintiler irdelenecektir.
İthalatta kabul kredili ödeme, sevk edilen mala ilişkin vesaikin, alıcıya ‘poliçe kabulü’ karşılığında teslim edildiği ödeme şeklidir. İthalatçıya yurt dışından vadeli mal satın alma olanağı sağlar. Banka tarafından poliçeye aval verilmesi halinde banka açısından taahhüt doğurur ve satıcıya ek bir güvence sağlar.
Vadeli akreditif, ihracatçının sattığı mala ilişkin olarak ithalatçıya belirli bir vade yaptığı akreditif türüdür. Lehtar yükleme vesaikini görevli/teyit bankasına ibraz eder, vesaik incelenir, akreditif şartlarına uygun bulunması halinde amir bankaya gönderilir ve ödeme istenen vadede gerçekleşir. Vadeli akreditiflerde ihracatçı, müşterisine bir nevi kredi açmaktadır.
Mal mukabili ödeme, ihracatçının, fatura ile birlikte yükleme dokümanlarını doğrudan veya mallarla beraber ithalatçıya gönderdiği; ithalatçının ise ödeme yapmadan önce gümrüklerden malı çekebildiği ödeme şeklidir. Karşılıklı güven esasına dayanır. Bu ödeme şeklinde de ihracatçı müşterisine bir çeşit kredi açmaktadır. Ödeme tarihi ihracatçı ile ithalatçı arasında belirlenmekte, aracı banka ancak döviz transferi aşamasında duruma müdahil olmaktadır.
Görüldüğü gibi, KKDF tahsilatına tabi tutulan üç ödeme şeklinde de Türkiye’deki bir ithalatçıya yurtdışındaki ihracatçı bir nevi kredi açmaktadır. Kredi açılması, ithal eşyasının üretime veya yurtiçi kullanıma tabi tutulmasından daha sonraki bir tarihte bunun bedelinin yurtdışına transfer edilmesi anlamına gelmektedir.
Peşin ödeme ise önce mal bedelinin yurtdışına transfer edilmesi, daha sonra ihracatçının mali sevk etmesi şeklinde yürüyen bir dış ticaret şeklidir. Peşin ödeme genellikle ihracatçının ithalatçıya fazla güvenmediği hallerde yapılan ödeme olarak değerlendirilebilir.
Bir başka anlatımla, peşin ödeme Türkiye’de yerleşik ancak yurtdışındaki satıcılar tarafından çok tanınmayan veya güvenilmeyen firmalara yapılan satışlarda başvurulan bir ödeme şeklidir. Kabul Kredili Akreditif, Vadeli Akreditif veya Mal Mukabili Ödeme şekillerinde ise Türkiye’de yerleşik ve yurt dışındaki satıcılar nezdinde saygınlığı ve kredibilitesi yüksek firmalara yapılan satışlarda başvurulan ödeme şekilleridir.
Olaya bu yönüyle bakıldığında, güvenilmez veya uluslararası saygınlığı olmayan ithalatçılar peşin ödeme ile ithalat yaptığı için devlet onları ödüllendirmekte ve kendilerinden KKDF tahsil etmemektedir. Ama, ithalatçı firma güvenilir ve uluslararası saygınlığı olduğu için kredili ithalat gerçekleştirdiğinde, devlet bu firmaları cezalandırmakta ve onlardan mal bedeli üzerinden %6 oranında KKDF tahsil etmektedir.
Konuya ülkenin döviz varlığının korunması yönünden de yaklaşmakta yarar vardır. KKDF düzenlemesine göre, peşin ithalat yaparak yurt dışına hemen döviz gönderen ve ülkenin toplam döviz rezervlerini daha hızlı eriten ödüllendirilmekte ve bu firmalardan KKDF tahsil edilmemektedir. Kredili ithalat yaparak, üretime soktuğu girdilerin bedellerini 3 ay veya 6 ay gibi geç transfer ettirerek ülkenin toplam döviz rezervlerini daha geç bir tarihte azaltan firmalar ise cezalandırılmakta ve bu firmalardan mal değerinin %6’sı oranında KKDF tahsil edilmektedir. Özetle, döviz rezervlerimizi hızlı eritenler ödüllendirilirken, geç bir tarihte eritenler cezalandırılmaktadır.
Diğer taraftan, Avrupa Birliği’nde serbest dolaşımda bulunan ve Türkiye’ye A.TR Dolaşım Belgesi eşliğinde sevk edilen eşyanın ithalatında ödeme şekli kredili olduğunda, bu ülke grubu ile gümrük birliğimiz olup olmadığın bakılmaksızın KKDF tahsilatına devam edilmekte; bu husus Türkiye ile AB arasındaki Ortaklık Konseyi toplantılarında şikayet konusu olarak masaya getirilmekte, AB temsilcileri KKDF’nin kendilerine de uygulanan eş etkili bir vergi olduğunu ileri sürmektedir.
Öte yandan, ithal girdi maliyetlerinin %6 oranında artmasının ihraç ürünlerimizin fiyatlarını da artırdığı ve ihracatçılarımızı uluslararası arenada haksız rekabet ile karşı karşıya bıraktığı gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir.
Konuya bir de bütçe gelirleri yönünden bakmakta yarar var. Ek bütçe öncesinde, 2022 genel bütçe gelirleri 1,5 trilyon TL olarak belirlenmişti. Bu gelir beklentisi içinde KKDF hasılatı 15,3 milyar TL, ithalattan alınan KKDF hasılatı ise 0,9 milyar TL öngörülmüştü. Yani ithalattan alınan KKDF’nin genel bütçe gelirleri içindeki payı %0,06 (onbinde altı) olarak öngörülmüş. Başka bir anlatımla, bu hasılat rahatlıkla ihmal edilebilir bir gelir kalemi olarak değerlendirilebilir. Kısacası mevcut döviz politikası göz önüne alındığında, ithalatta kredili ödeme şekillerine dayalı olarak tahsil edilen KKDF kesin-tilerine son verilmesi kaçınılmaz görülmektedir.