Medya

UGM Kurumsal İletişim Direktörümüz Sami Altınkaya'nın "Devir hesap devri" başlıklı yazısı, 11.05.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayınlandı.

Tarih : 14-05-2020

Devir hesap devri

Hesabını bilenler kazanacak. Giderlerini yönetemeyenler batacak. Bir taraftan Türkiye ihracat yapsın diyeceksiniz. Ülkemizin cari açığı azalsın ve döviz girişi artsın diye ihracatı kolaylaştıracaksınız. Üstüne üstlük Avrupa Birliği uyum yasaları ile 20 yıl önce dış ticaret mevzuatlarınızda değişiklik yapacaksınız. Diğer yandan dış ticaretin oyuncuları bu kanunları tam olarak uygulamayacak.

Devlet hükümet ve meclisiyle bu kanunlara evet diyecek. Bu kanunları uygulamakla yükümlü olan devletin kurumları her nedense kanunları uygulamakta isteksiz davranacak. Hatta aksini yapacak.

Birin sıfırdan büyük olduğu bilinciyle hareket edilen bir dönemdeyiz. Üç kuruşun hesabı yapılırken, nasıl oluyor da yılda 4 milyar dolarlık bir kayıp önemsenmez. Kanunları uygulamakla görevli olan kurumlar ve o kurumları yönetenler, ne cesaret ve hangi akla hizmet ederek, devletin 4 milyar dolar kayba uğramasına seyirci kalır.

4458 sayılı Gümrük Kanunu AB ile uyumlu hale getirildi. Türk Ticaret Kanunumuzdaki değişiklikle daha önce kanunda yer alan ordino belgesi Gümrük Kanunu’ndan çıkarıldı. Bununla da kalınmadı. Gümrükler Genel Müdürlüğü bir yazı ile taraflara bundan böyle ordino adı altında masraf talep edilemeyeceğini bildirdi.

Kârlılığın düştüğü kriz döneminde giderlerimizi doğru yönetmeliyiz. Sanayiciler ödedikleri faturaları sorgulamalı ve ordino gibi ödememesi gereken giderler için hesap sormalıdır.

İşin sonunda tek kazanan bu konunun peşini bırakmayan şirket avukatları oluyor. Çünkü kanuna aykırı bir durum yargıdan dönüyor. Kaybettiğimiz zaman ve harcadığımız para ve enerji ise işin bence trajik tarafı.

Size bugün Türkiye’nin kasasına artı 4 milyar dolar daha girecek paradan bahsettim. Devletin çıkardığı kanunu arkasına alan sanayici hakkını arasın diyorum.

Dış ticaret yapan şirketler masraflarını sorgulamıyor

İhracat ve ithalat yapan şirketler, kapısına ve limanın gümrük deposunda teslimine kadar parası ödenmiş gönderiye, ordino, indirmebindirme, gemide bekletme ve kayıt verme gibi bedeller ödüyor.

Türk ticaret kanunu hükümlerinde taşımacı, acente, navlun ve komisyoncu gibi şirketlerin ayrımı, sorumluluk ve hakları açıkça belirtilmiştir. Tacir olarak adlandırılan taşımacılar, her tüccar gibi görev ve sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır.

Tacirler geçici gümrük depoları açarak veya depocularla anlaşarak, kanunun yasakladığı ordino ve benzeri bedelleri, başka isimler altında almaya devam ediyor.

Peki, neden gümrükler genel müdürlüğü ve kanunu uygulamakla yükümlü gümrük müdürlükleri, ellerinde kapı gibi kanun varken bu duruma göz yumuyor?

Taşımacıların hakkedişlerini nasıl alacağı yine kanunda yazılı. Mesela tacir alıcı ödemeli getirdiği bir taşımanın ücretini alamıyorsa, normal bir tüccar gibi gönderene dönüp alabilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 1178. maddesinde bahsi geçen şekilde 4458 sayılı Kanun gereği; taşıyıcı, taşıdığı malların göndereni, alıcısı, kap adedi, kilosu gibi basit bilgileri elektronik olarak gümrüğe bildirir. Bu bilgiye ise özet beyan denir. Ve bu malları gümrüğe getirip teslim etmek zorundadır.

Taşıyıcı bu özet beyanı kendisi verebilir. Ancak yabancı bir firma veya kendi ofisi yoksa genelde bir acente kanalı ile ücretini ödeyerek, bu iş için vekil acente tutar. Bu acente hem gümrüğe bu basit manifestoyu vermek hem de malın alıcılarına kanuna ve uluslararası taşıma kurallarına göre taşıyıcının “İfa borcu olan malınız geldi. Gümrüğün şu ambarında, kapları hasarlı veya sağlam teslim ettik” şeklinde ihbarını yapmak zorundadır. Bunu yaparken de alıcının en ekonomik şekilde malını teslim alabilmesi için çalışmalıdır. Alacağı ücretin tamamı taşıyan firmaya aittir.

Bütün bunlar; Cumhurbaşkanlığı’nın 1 sayılı kararı ile Ticaret Bakanlığı'nın kuruluş kararları içinde olmasına, Gümrükler Genel Müdürlüğü ve Meclis kanunlarında bulunmasına rağmen, bu kurumlar dış ticaret yapan şirketleri malını, kanun gereği olarak depoya aldırıyoruz. Ama bu depoların alacağı ücreti ve nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda kanunu taraflara hatırlatmaz. Ta ki bir müşavir gidip Gümrük Müdürlüğü'ne, ordino alamazsınız. Bu yasal değil diye itiraz edene kadar. Geçtiğimiz hafta bunu örneklerini limanlarımızda görmeye başladık. Ama aradan geçen yıllarda Türkiye her yıl 4 milyar dolar kaybetti.

2019/8 sayılı olarak yapılan ve açık kapılar bırakılan fiyat listesinin de yeniden sorgulanması gerekiyor düşüncesindeyim. Depocuların ve acentelerin iş yapış şekli ve uygulamalar kontrol edilmelidir. Burada bürokratlara ve gümrüklerdeki yetkili kişilere büyük görev düşüyor.

Aksi halde bunu, dünyadan yapılan ithalatta bu lokal masrafların tamamını Türk ithalatçılar ödemeye devam edecek. Maliyetlerine koydukları için bu paralar ödeniyor. Kafamdaki sorular: Neden bu işler çok pahalıya mal oluyor. Dünyada olmayan maliyetler ülkemizde acente ve geçici gümrüklü depoların ortak faaliyetleri ile sömürülüyor. Gümrükler görevini yapmamaya çalışıyor. Bu firmaların haksızca aldıkları rakamlar ülkemizin gümrük vergisi tahsilatından daha fazla. İhracatta benim depoma girdi. Onu da alırım, bunu da alırım. Tarttım, geçerken baktım gibi ücretler. Neden taşıyıcılar kanunen düzenlemek zorunda olduğu bileti bile para ile satar. İthalatçıyı da gümrüklü alanda dolasan herkes sömürür. Neden gümrükler kendi alanlarına sahip çıkmaz. Depocular niçin devletten aldıkları yetkilerle herkesin tahsilatçılığını yapar ya da şuna git para öde, öyle malın gider der. Yani gümrükler kanunların geçmediği yerler midir? O zaman herkes kendi kanununu oluşturur. Üstelik bunu yaparken arkasına Gümrük Kanunu'nu alır ve işine geldiği gibi kullanırlar.

Türkiye’ye yatırım yapan yabancı şirketler dış ticaret yapmaktan çekiniyor. Çünkü gümrük denetiminde iş yapan bu şirketlerin faturaları da asılsız içerikli bir sürü aldatmaca ile dolu. Yurt dışı pazarlarda yasak olan bu faturalar maalesef gümrük baskısı ile ödenmektedir. Hatta yabancı taşıyıcı veya ofisleri bu haksız ücretleri, piyasanın diğer oyuncularının baskısı ile almak zorunda kalıyor. Tabi sonra da bu ücretler tatlı geliyor. Ülkemizde uluslararası kuryeler bile, ücretini evimize teslimde ücret aldığı halde yok ordino, yok ardiye, yok gümrükleme gibi bir sürü ücret isteniyor. Ve bu paralar tekrar yurt dışına gidiyor. Konteyneri size vermek için 1000 dolar ile 3000 dolar para isteniyor.

Gümrük deposu maalesef bunu size ödettiriyor. Bu para yurt dışına gidiyor. Öyle olmasa ve masrafı olmayan bu gelirlerin vergisi verilse iş hemen açığa çıkacak ve anlaşılacak. Türkiye’nin yılda 4 milyon konteyner trafiği var. Zararımızı siz hesaplayın artık. Her şeyimiz neden pahalı ve rekabet şansımız neden zayıf? Çünkü dış ticaret maliyetlerimiz, bu gümrük depoları ve nakliye aracıları acenteler sebebi ile diğer dünya ülkelerinden kıyas kabul etmeyecek kadar yüksek. Bu şekillerde yetmiyor. Demuraj diye, detention diye, KDV den muaf olarak alınan konteyner cezalarıyla FDC federal denizcilik komisyonu insafa gelin dedi. Bizde ev sattıran bu rakamlar yurt dışında bedavaya yakındı. Bizde komisyon varsa ülke tüccarımız size daha fazla ödesin derdi diye düşünüyorum.

Türk şirketler dış ticarette hâkim taraf olmalıdır

Maalesef dış ticaret yapan şirketlerin ticari kültürü günü kurtarmak ya da o gün en yüksek kazancı sağlamak üzerine kurulu. Gümrüklerde ödenen bu kanuna aykırı masraflara dur diyecek olan gümrükler genel müdürlüğü ve gümrük müşavirleridir. İhracat ve ithalat yapan şirketler hâkim taraf olmak istiyorsa, ilk başta gümrüklerdeki masrafları sorgulamalıdır. Gerekirse ticareti yaptığı karşı taraftan bunu öğrenebilir ama buna da sizin ülkenizde kanun buymuş diye cevap alırlar. Çünkü fırsatçılar bunu gümrüğü kullanarak yapıyorlar.