Medya

UGM Kurumsal İletişim Direktörümüz Sami Altınkaya'nın "Analitik düşünce ile tüm kapıları açabiliriz" başlıklı yazısı, 01.06.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayınlandı.

Tarih : 01-06-2020

Analitik düşünce ile tüm kapıları açabiliriz

Dünyanın güçlü ekonomileri arasında 17. sırada yer alan Türkiye’nin ilk 5’e girebilmesi için, temelini hukuktan alan, doğru ilişkiler kurmak zorundayız. Çin ekonomisi bunun en önemli halkalarından biri. Çin’i yakından takip etmeliyiz çünkü dünya ekonomisinin geleceğini belirleyecek aktörlerden biri… Dünya ekonomisine entegre olmak için bir anlamda Çin ile ekonomik entegrasyonu sağlamalıyız. Ekonomi yönetiminin bu bilinçle dış ticaret politikalarını belirlemesi gerekir. Türkiye’nin dış politikasını belirleyen faktörlerden biri hiç kuşku yok ki dış ticareti ve ekonomik potansiyelidir.

Peki, bunu nasıl yapacağız?

İnsanlar arasındaki iletişimi de devletlerarasındaki ilişkileri de ancak analitik düşünerek kurabiliriz. Karşındakini anlamak için tanımak gerek. Tanımak için anlamak. Bunun için araştırma yapmak, geçmişi bilmek ve yaşanan olayları incelemek lazım. Aynı konu devletler ve o devletleri yönetenler için de geçerlidir.

Bir milletin kültürünü bilmek insanını tanımakla başlar. İşte bunlar olmadan o devletle doğru ve düzgün ilişki kurulamaz.

Tabi ki kendi insanınızı ve kültürünüzü tanıdığınızı düşünerek bunları yazıyorum.

Kültür “toprak” demektir. Her millet üretim, tüketim, çalışma, birlikte yaşama, birbirini anlama, paylaşma, yeme ve içme kültürünü doğup büyüdüğü topraktan alır. Bu anlamda zengin bir mozayiğe sahip olan Türkiye, dünyanın pek çok milleti ile başarılı ilişki kurabilir.

Mesela Ortadoğu’da önemli bir sorun yaşıyorsanız. Bunu çözmek için bölgeyi çok iyi tanıyan 20 yılın üzerinde Gaziantep ticaret hayatına yön veren ticaret odasının eski başkanı Mehmet Aslan’a görev verebilirsiniz. Ya da siyasi ve ticari ilişkilerde uzun yıllar köprü görevi yapan Gaziantep’in Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Dr. Asım Güzelbey’i özel temsilci olarak atayabilirsiniz.

ABD ile ciddi sorunlarınız varsa yıllarca ABD’de Türkiye’yi temsil eden emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ’ı ve ilişkilerini kullanabilirsiniz.

ABD başta olmak üzere dünyada pek çok gelişmiş devlet, tecrübeli isimlerini özel temsilci olarak başarıyla değerlendiriyor.

Türkiye’yi Avrupa’da başarıyla temsil eden Prof. Dr. Mithat Melen’i Amerika ve AB ilişkilerinizde özel temsilci olarak görevlendirmek. Ya da Van’da büyük ağırlığı olan Mithat hocayı toplumsal barış için elçi yapmak veya İran, ABD ve Türkiye üçgeninde değerlendirmek Türkiye’ye çok şey kazandırabilir.

Vasatlardan oluşan bir toplum olmayalım

Bunun gibi daha pek çok değerli isme sahip olan ülkemiz maalesef tecrübeli ve bilgili insan sermayesini uluslararası arenada kullanmıyor.

Ama bütün bunları yapabilmek için de analitik düşünmek gerek. Kendi kültürünü, insanını, birikimlerini, değerlerini ve parayla ölçülemeyecek vasıflı ve bilgili insan sermayemizi bilmiyoruz.

Bakın Çin ile ekonomimizi nasıl entegre edelim derken konu nerelere geldi. Ama düşünce tarzımızı değiştirmeden, dünyada başarılı olmamız mümkün değil. Nereden mi biliyorum? Başarılı olanlar böyle yapmış da ondan…

Geleceğini daha net görmek ve strateji geliştirmenin temel şartı analitik düşünmekten geçer. Geçmişi doğru okumak ve anlamakla başlayalım. O günün şartlarıyla olayları değerlendirmek, tarih bilmek, doğru teşhis yapmak insana objektiflik ve olaylara daha net bakmayı kazandırır.

Vasatlardan oluşan bir toplum, dünya sıralamasında da vasatlar arasında kalmaya mahkumdur.

Artık Türkiye’de “Çin’e ne satabiliriz” devri başlamalı

Çin ekonomisi 1978 yılından 2013 yılına kadar 35 yıl boyunca yılda ortalama yüzde 10 büyümüş. Büyüme hızı özellikle Çin için psikolojik sınır olarak görülebilecek yüzde 7’lere gelmiş. 2018’de bu seviyenin de altına düşerek yüzde 6 seviyesine ulaşması ise ülkede yeni normal olarak tarif edilmiş.

2018 yılında Çin ekonomisi 1980 yılına göre 40 kat büyümüş. 1990 yılında dünyanın 11. ekonomisi olan Çin, bugün 14,2 trilyon dolar gayri safi milli hasılası ile dünyanın 2. büyük ekonomisi durumunda. 2030 yılında ise dünyanın en büyük ekonomisi olacağı iddia ediliyor.

Artık Türkiye açısından “Çin’e ne satabiliriz” devri başlamalıdır. Çin nüfusunun yaşlı olduğu ve 2030 yılında 300 milyon yaşlı olacağı unutulmamalıdır. İşte analitik düşünmek demek bir ülkenin kültürünü, bunun için de insanını tanımakla başlar. Çin’in bu demografik haritası özellikle turizm açısından büyük fırsatları beraberinde getiriyor.

Dünyanın en büyük 2. ekonomisi konumunda olan Çin ile ticaretimizde Türkiye önemli bir oranda dış ticaret açığı veriyor. 2018 yılında ihracatımız bir önceki yıla göre 2,9 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde Çin’den ithalatımız 20,7 milyar dolar oldu.

2019 yılında ise Çin’e ihracatımız 2,5 milyar dolara düşerken, ithalatımız 21,8 milyar dolara yükseldi.

Türkiye’nin Çin’e ihracatı toplam ihracatımızın yüzde 1,8’ini oluşturuyor. Çin’den yapılan ithalat ise toplam ithalatın yüzde 10’u seviyesinde.

Çin’e ihracatımızın yüzde 80’i mermer ve travertenler, krom, boratlar ve diğer maden ürünleri. Elektrikli makine ve cihazları, demir, çelik ve sanayi kollarında kullanılan makine ve cihazlar ile bilgi işlem makineleri ise ithalatımızdaki başlıca ürünler.

Çin’deki nihai tüketicilere dönük, katma değeri yüksek, orta ve daha üstü gelir gruplarına hitap eden ürünleri ihraç edebiliriz. Bunlar arasında işlenmiş her türlü gıda ürünü, hazır giyim, kürk ve deri ürünleri, ev tekstili ve halılar, kuyumculuk ürünleri, ısıtmada kullanılan kombiler, banyo su ısıtıcıları, radyatörler, mobilya ürünleri özellikle üst gelir grubuna hitap eden ürünler ile bebek, çocuk ve genç odaları satılabilir. İhracatçılarımızın sektörler itibariyle düzenlenen fuarlara daha yoğun şekilde katılmalarında fayda var.

Tabi ki COVID-19 sonrasında bunun yöntemleri değişecek. Ticaretin şekli farklılaşsa da değişmeyen tek şey ticaretin kendisi olacak.