Medya

UGM Kurumsal İletişim Direktörümüz Sami Altınkaya'nın " Sanayinin nabzını Konya'da tuttuk " başlıklı yazısı, 24.08.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayınlandı.

Tarih : 25-08-2020

“Na tamam” tartışması ve ötesi

“Na tamam” yani tamamlanmamış. Süreçlerini tamamlamamış. Gümrük Müşavir Dernekleri ile ilgili geçtiğimiz hafta yazdığım yazıda “na tamam” ifadesini kullandım. İstanbul, İzmir ve Bursa müşavir dernekleri gönderdikleri yazıyla cevap haklarını kullanmak istedi. Önce sizlerle bunu paylaşmak istiyorum. Yazı gümrük müşavirliği mesleğinin tarihçesi ile başlıyor. Bu konuda zaten aksi bir görüş ortaya koymadım.

İstanbul Gümrük Müşavir Derneği’nin 1909 yılında faaliyetine başladığını, diğer derneklerin de ilerleyen yıllarda bunu takip ettiği yazıyor. Gelen cevap yazısında özetle şu ifadelere yer veriliyor;

“1615 sayılı gümrük kanununu yürürlükten kaldıran 4458 sayılı gümrük kanunun ve kanuna bağlı gümrük yönetmeliğinin 05.02.2000 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine tüm gümrük müşavir dernekleri, dernek tüzüklerinde de belirtildiği üzere 4458 sayılı kanunun geçici 6. maddesine istinaden faaliyet gösteriyor. 1615 sayılı gümrük kanunun 166. Maddesi çerçevesinde kurulan gümrük komisyoncuları dernekleri, 4458 sayılı kanunun geçici 6’ıncı maddesi ile yapılan, gümrük müşavir ve yardımcılarının, çıkarılacak bir kanunla bağlı bulundukları gümrük ve muhafaza baş müdürlüğü görev alanı itibariyle kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu şeklinde örgütleninceye kadar faaliyetlerine devam edeceği yönündeki kanunu, düzenlemeye istinaden faaliyetlerini sürdürmektedir” diyor.

Bahsi geçen derneklerin kanunla kurulduğuna vurgu yapılıyor. Kendi düzenlemelerine tabidir deniyor. Bundan dolayı da hukuki statüsünü tamamladıklarını söylüyorlar.

Gelen cevap yazısında ayrıca; bahsi geçen derneklerin kendi düzenlemelerine tabi olduğu yazıyor. Bu nedenle hukuki statülerinin tamamlanmadığı yönündeki iddiamızın yersiz ve mesnetsiz olduğu yazıyor. Devamında “dernek tüzüğümüzde onay imzası bulunan H. Cahit Soysal’ın da “bu işe bir akıl erdiremiyor” yönündeki iddianız tüzük onay metninde imzası bulunan adı geçen “gümrük müşaviri” nin attığı imzayı hatırlamaması gibi bir anlam taşıyacaktır ki bu durum hayatın olağan akışına aykırıdır” deniyor.

Buraya kadar tarafsız gazetecilik ilkelerine bağlı bir gazeteci olarak gelen yazıyı sizlerle paylaştım. 1999 yılında Gümrükler Genel Müdürü Cahit Soysal ile de konuştum. Yazınızda herhangi bir hakaret söz konusu değil. Mersin, Hatay ve Doğu Marmara gibi diğer müşavir derneklerin de dernekler masasına tabi olması gerekir diyor. 20 yıldır bu şekilde devam ediliyor. Gümrükler Genel Müdürlüğü’ne tabi olup nasıl müşavirlerin hakları korunacak? Tabi olduğunuz bir kuruluşa karşı nasıl hak aranılacak? Diye soruyor.  

Gümrükler Genel Müdürlüğü de benim gibi düşünüyor ki aşağıdaki yazıyı yayınlıyor. Sizlere 05.Mart.2007 yılında bu konuyla ilgili olarak Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı yazıyı aktarayım.

1615 sayılı gümrük kanunun 166’ncı maddesi uyarınca kurulan gümrük müşavir derneklerinin 4458 sayılı gümrük kanunun geçici 6/1’nci maddesi uyarınca faaliyetlerine devam etmeleri hüküm altına alınmıştır.

Konu ile ilgili olarak İçişleri Bakanlığı dernekler dairesi başkanlığı yazısında , dernek olarak kurulup faaliyet gösteren tüzel kişiliklerin 5253 sayılı dernekler kanunu kapsamına alınmamasının söz konusu olmadığı ifade edilerek, gümrük müşavir derneklerinin ivedi olarak, dernekler kanunu ile 5072 sayılı dernek ve vakıfların kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkilerine dair kanunun emir hükümlerine uygun hale getirilerek, kurulu bulundukları illerde mülki idarelere müracaat etmeleri, bundan böyle söz konusu derneklerin 5253 sayılı kanuna göre faaliyet yürütmeleri gerektiği ve 09.06.2000 tarihli 185690 sayılı genelgenin yürürlükten kaldırıldığı bilgisine yer verilmiştir.

Alınan bakanlığa muhattap 19.09.2006 tarihli 25125 sayılı yazıda ilgili derneklerin taslak ile süreçleri tamamlanıncaya kadar faaliyetlerinin devamına izin verilmesi talep edilmiştir.

Anılan bakanlığın cevabı ise “31.01.2007 tarihli 319 sayılı yazıda halen faaliyette bulunan gümrük müşavir dernekleri tüzüklerinin 5253 ve 5072 sayılı kanunlara uygun hale getirilmeleri ve kurulu bulundukları illerdeki mülki amirliklere müracaat etmeleri gerektiği ifade edilmektedir” deniyor.

İçişleri Bakanlığı’nın yazısını okuyunca aklıma bazı sorular geldi.

Gümrük Müşavir Dernekleri neden dernekler yasasına tabi değil? Neden İçişleri Bakanlığı’nın denetimi dışında? Genel kurullarına neden İçişleri Bakanlığı tarafından hükümet komiseri gelmiyor? Dernek üyelerinden neye göre ve hangi kriterlere göre aidat toplanıyor? Topladığı aidatların kontrolü nasıl yapılıyor? Neden sadece İstanbul, Bursa ve İzmir dernekleri bu duruma itiraz ediyor? Ankara Gümrük Müşavir Derneği sizler gibi düşünmüyor mu ki bu yazının altına imza atmamış? Mersin, Hatay ve Doğu Marmara Gümrük müşavir dernekleri neden İçişleri Bakanlığı’nın dediği gibi dernekler yasasına uygun olarak faaliyet gösteriyor? Ve neden Gümrükler Genel Müdürlüğüne bağlı çalışıyorsunuz?

Aslında böyle bir örnek başka yok. 1615 sayılı kanun 19.07.1972 tarihinde yasalaşmış. Gümrük müşavir dernekleri de buna göre kuruldu. 1980 darbesiyle birlikte dernekler de siyasi partiler gibi kapatıldı. Yasakların kalkmasıyla siyasi partiler gibi dernekler de yeniden açıldı.

Ne diyelim. Allah tamamına erdirsin. Bu arada bana ilettiğiniz sürece gümrük müşavirlerinin sorunlarını köşemde aktarmaya devam edeceğim.

Sanayinin nabzını Konya’da tuttuk

Ekonomik rahatlamanın ancak üretim ile olacağı herkesin ortak fikri. Üretilen mal ve hizmetlerimizi değerinde satmak, parasını zamanında tahsil edebilmek de iş insanının en büyük sorunu. Bunu başarırsak işsizlik sorunu da azalıyor ve ülkede huzur hakim oluyor. Süreci başarıyla tamamlamak için de sağlıklı bir hukuki alt yapınızın olması lazım. Sermaye güvenli liman arar ve güvenli limanın anahtarı da hukuktan geçer.

Üretimin nabzını tutmak için Konya’ya gittim. Yakın zamanda açılacak lojistik merkezi ve 5’inci organize sanayi bölgesi iş insanlarını heyecanlandırıyor. Konya’da yatırım yapmak isteyen ve var olan yatırımlarını yeni OSB’ye taşımak isteyen şirketlerin varlığı geleceğe olan umudu artırıyor.

Hem sanayi de hem de tarımda alınacak önlemlerle bu heyecanın katma değerli üretimle taçlanması için iş insanlarının devletten talepleri var.

Sanayiciler ürünlerini ihraç ediyor ama parasını belli vadelerle tahsil ediyor. Ama kesilen toplam faturanın vergileri devlete peşin olarak yapılıyor. Sanayiciler de haklı olarak tahsil etmedikleri, kasasına girmeyen paranın vergilerini ödemek zorunda kalıyor. Deniyor ki “Bizler sattığımız malın parasını alalım gelir vergisini öyle ödeyelim. Kazanmadığımız paranın, olmamış gelirin vergisini önceden ödemek bizi zorluyor”

Sanayici personelin maaşını, sigortasını, enerji masraflarını da peşin ödüyor. Covid19 ile vergilerin ertelenmesi güzel ama ödeme günü yaklaşıyor. Eğer Ocak 2021’ e bir erteleme daha gelirse sanayici yeni yılın başında ötelenen borçları üçe katlanıp ödenmek durumunda kalacak. Kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izinler bir yere kadar nefes aldırıyor. Ama sorunlar birikiyor. Sanayicinin ayağa kalkıp koşabilmesi için devletin gerekirse para basıp, bazı kalemleri kendisi üstlenmesi gerekir. Bu durum enflasyon yaratabilir ama işsizlik ilerde daha büyük sorunları beraberinde getirir.

Sanayiciler hammadde temininde de sorun yaşıyor. Vadeli almayı peşin bile hammadde almak zorlaşmış. Türkiye’nin düşen güven endeksi, hammadde üreticilerinin de çekimser kalmasına neden oluyor. Türkiye üretimde maalesef dışa bağımlı yani ihraç edeceği ürünleri üretebilmek için dışardan hammadde almak zorunda. İthalata bağımlı bir ihracat yapıyoruz. Bu durum ortadayken ithalatı azaltmak adına ilave gümrük vergileri getirmek, ihracatı da olumsuz etkiliyor. İhracat yaptığımız ülkelerin de benzer vergileri Türkiye için uygulamaları halinde ekonomimiz olumsuz etkilenebilir. Yani ithalatı azaltayım ve dış ticaret açığımı kapatayım derken, ihracatın yavaşlaması gibi bir durumla karşılaşabiliriz. Döviz gelirlerimizin artması için ihracat yapmak zorundayız.

Özellikle Konya’da tarım alanlarında son yıllarda yaşanan büyük göçüklerin nedeni tarımsal işletmelerin buğday yerine mısır ekmesi. Mısır üretimi daha fazla sulama gerektiriyor. Yer altı sularının azalması ve daha derinlerdeki suyun mısırı sulamak için yüzeye çıkarılması, obruklar oluşuyor. Sanayi ve tarımda doğru politikalar sadece Konya için değil ülkenin tamamında hayata geçmeli.