BİR BİLENE SORDUK

TİCARETİN KOLAYLAŞTIRILMASI VE DIŞ TİCARET İŞLEMLERİNDE İLAVE MALİYETLER ÇELİŞKİSİ

Rıza Mehmet KORKMAZ

UGM Genel Müdürü

I. GİRİŞ
Dünyada ticaretin liberalleşmesiyle birlikte, dış ticaret üzerindeki engellerin kaldırılması, ticaretin kolaylaştırılması ve bununla birlikte dış ticaret üzerindeki maliyetlerin azaltılmasına yönelik çalışmalar hız kazanmıştır.

Ticaretin kolaylaştırılması, geniş anlamıyla malın üretiminden son kullanıcıya ulaşana kadar tabi olduğu tüm işlem ve prosedürlerin basitleştirilmesi ve uyumlaştırılması, formalitelerin azaltılması olarak tanımlanmaktadır. Ticaretin kolaylaştırılması, aynı zamanda bilgi teknolojileri ve otomasyonun uygulanması yoluyla dış ticaret ve lojistik altyapısının güçlendirilmesini de içermektedir.

Dünya Ticaret Örgütü’nün Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşmasında yer bulduğu haliyle de kavram; özellikle ithalat, ihracat ve transit işlemlerinde gümrük idareleri ve dış ticarette rol alan diğer kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen uluslararası prosedürlerin basitleştirilmesi, uyumlulaştırılması, standardizasyonu ve otomasyonunu; bu çerçevede dış ticaret işlem ve prosedürlerinde gereksiz iş ve işlemlerdeki tekrarların elimine edilmesini; özellikle malların teslimi ve gümrüklemesinde elektronik ödeme, risk yönetimi, sonradan kontrol, tek pencere, varış öncesi işlem, yetkilendirilmiş yükümlü gibi modern uygulamalara geçilmesini; işlemlerde maliyetlerin azaltılmasını; ticaret uygulamalarında şeffaflığın sağlanmasını ve güvenilirliğin artırılmasını; dış ticaret alt yapısının geliştirilmesini; işlemlerde tarafsızlığı ve ayrımcılık yapılmamasını; sınır otoriteleri arasında etkin işbirliğini hedeflemektedir.

Böylece özellikle gelişmekte olan ülkelerin dış ticaret hacimleri artacak ve devletler daha çok gelir elde ettikleri gibi artan istihdam, düşen fakirlik ve yükselen yaşam kalitesiyle ülkelerin toplumsal refahına da pozitif katkı sağlanacaktır.

I. KÜRESEL TİCARETTE SON DÖNEM TEMEL GELİŞMELER

Dünyada giderek artan Küreselleşmenin etkisiyle, çok taraflı (multilateral) ticaret sisteminde değişiklik arayışları hızlanmıştır. Küreselleşme olgusu, iletişim teknolojisinde yaşanan büyük sıçrama sayesinde bilgi, sermaye ve teknolojinin kıtalararası veya ülkelerarası kolay ve hızlı hareket etmesiyle farklı bir faza geçmiştir.

Avrupa Topluluğu’nun Avrupa Birliği’ne dönüşmesi (1993), ortak para birimi Euro’nun kabul edilmesi (1999), küresel ticaretin serbestleştirilmesi yönünde kapsamlı son adım olan Uruguay Turu’nun tamamlanması (1994), Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) kurulması (1995), Çin Halk Cumhuriyeti’nin DTÖ üyesi olması (2001), DTÖ Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşmasının Kabulü(2013) ve yürürlüğe girmesi (2013), özellikle 2000’li yıllarda ülkeler arasında tercihli ticaret anlaşmalarının(PTA) sayısının giderek artması, ABD-AB arasında yapılan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) müzakeleri(2013-2016) ve bilahare ABD’nin müzakereleri durdurma kararı, Trans Pasifik Ortaklığı (TPP) Anlaşmasından ABD’nin çekilmesi, G-7 ülkelerinin dünya ticaretindeki payı düşerken gelişmekte olan ülkelerin dünya ihracatındaki payının artması(2016 itibarıyla P,4), Çin’in ihracatta küresel lider ithalatta ise ABD’den sonra ikinci hale gelmesi ve “Kuşak ve Yol Girişimi (The Belt and Road Initiative) Projesi”ni başlatması, İngiltere’nin Brexit Kararı(2016), nihayet ABD’nde Başkan seçilen Trump’ın uyguladığı yeni politikalar sonrasında ABD-Çin ve ABD-AB arasında yaşanan ticaret savaşları, son dönemde küresel ticaret rejimini şekillendiren önemli gelişmeler arasında görülmektedir.

ABD’nde Trump Yönetimi sonrasında artan korumacı yaklaşımla birlikte, küresel ticarette “Yeni normal” olarak nitelendirilen bir belirsizlik dönemine girilmiş olup, bu dönemin bir süre daha devam etmesi beklenmektedir. Küresel ticaret sisteminin ne şekilde evrileceği; Küresel sistemin başat oyuncularından mevcut sistemin devamından yana olan Çin, AB ile diğer tarafta sistemin değişmesini arzulayan ABD arasındaki mücadelenin nasıl seyir izleyeceği; ABD’nin başlattığı ticaret savaşlarının ne şekilde sonuçlanacağı, Brexit kararının neyle sonuçlanacağı tartışma konusudur. Ticaret savaşları, Trump yönetiminin izlediği ve belirli ticaret ortaklarını hedef alan uygulamaların sonrasında, diğer ülkelerin de karşı tedbirleri alması sonucu giderek daha fazla tartışma ve endişe yaratan bir olgu haline gelmiştir.

Aslında son döneme gelene kadar dünya ticareti son 35 yıl içerisinde giderek artmış ve 1980 yılında 2 trilyon dolar seviyesinde olan toplam küresel ihracat hacmi, 2017 sonunda 17.7 trilyon doları aşmıştır. Bu dönemde ortalama yıllık ihracat artış hızı %5,1’in üzerinde olmuştur. Bununla birlikte, özellikle küresel krizin de etkisiyle son on yılda dünya ticaretinin durgunluğa girdiği görülmektedir. 1980’lerden bu yana küresel gayri safi hâsıla ortalama artış oranının (%3.9) üzerinde gerçekleşen küresel ticaretteki ortalama artış oranı (%7.76), 2017 yılı hariç son dönemde azalarak büyümenin gerisinde kalmıştır.

Konuya pozitif taraftan baktığımızda ise; önümüzdeki süreçte Dünya ticaretinin artmasına neden olabilecek pek çok unsurdan bahsetmek de mümkündür. Öncelikle, küresel ticaretin libere edilmesi ve kolaylaştırılması için DTÖ bünyesinde yapılan müzakerelerin ve varılan anlaşmaların, yine ülkeler arasında yapılan ikili serbest ticaret anlaşmalarının, gümrük birlikleri anlaşmalarının, başta gümrük tarifeleri olmak üzere, ticaret engellerini azalttığı ve bunun sonucu olarak dünya ticaretinin artışında önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Diğer yandan; 21’inci yüzyılda ülkeler arasındaki tercihli ticaret anlaşmaları, bölgesel ticaret anlaşmalarına(BTA) dönüşmüş ve bu anlaşmalar, sadece ticareti engelleyen gümrük tarifeleri ve bazı tarife dışı uygulamaların (tarife kotaları, miktar kısıtlamaları ve ticarette korunma önlemleri gibi) azaltılması/kaldırılmasının ötesinde; sınır ardı (beyond-the-border) olarak adlandırılan yatırım, kamu alımları, düzenleyici konular, devlet yardımları, yerli firmaları kayıran vergi/teşvik gibi uygulamalar ve hatta dijital ticaret gibi alanları da kapsayan oldukça kapsamlı düzenlemeler halini almıştır.

İlaveten, teknolojik gelişmelerin ulaştırma/lojistik alanında yarattığı pozitif etkinin, üretim süreçlerinde artık coğrafi olarak daha fazla sayıda ülkeyi içerecek parçalı üretim yapılarına geçişe izin verdiğini ve bunun da uluslararası ticarete olumlu katkı yaptığını söylemek mümkündür. Sanayi ürünlerinde dikey uzmanlaşmayı sağlayan bu yapı, özellikle tedarik zinciri olarak adlandırılan üretim modellerinin oluşmasına neden olarak ticaret akımlarında önemli değişimlere yol açmıştır. Bu dikey uzmanlaşma sürecinde belirli ürünlerin üretim aşamalarının farklı ülkelerde gerçekleştirilmesi, bir yandan ülkeler arasında ara malı ticaretinin (dolayısıyla dünya ticaret hacminin) hızla artmasını sağlarken diğer taraftan üretim maliyetlerinin aşağıya çekilmesi ile nihai ürünler bakımından da küresel talebin artmasına imkân vermiştir. 3 Artık birçok ürünün üretiminde, tedarik zincirinde çok sayıda ülke yer alabilmektedir. Ürünün nihai hale getirildiği ülkenin, üretim zincirindeki toplam katma değer payı yüksek olmayabilmektedir. Hal böyle olunca da, ürünü ithal eden ülke tarafından uygulanan korumacı politikalar, yüksek tarifeler sadece menşe ülkeyi değil, tedarik zincirinin diğer halkalarında yer alan diğer ülke ve sektörleri de etkiyebilmektedir. Ara malları için de benzeri etkiler söz konudur. Çin ve Asya ülkeleri tarafından üretilen ara malların, artık gelişmiş ülkelerin orta-üst ve ileri teknolojiye dayalı sektörlerdeki üretimlerine ve ihracat artışlarına katkısı oldukça fazladır.

Özellikle yükselen ekonomilerin, küresel tedarik değer zincirine dönüşen(global value chains) günümüz karmaşık ekonomik yapıları ve küresel üretim içindeki payları da artmaya başlamış ve zincirin alt seviyeleri olan fason, montaj, ara malı tedariki gibi yollarla üretimden; bilgiye dayalı işlere, endüstriyel tasarıma, ürün geliştirmeye, yüksek teknolojiye dayalı imalata, yani katma değeri daha yüksek işlerde yer bulmaya başladıkları bir döneme girilmiştir.

Gelişmekte olan ülkelerin ihraç ürünlerinin ve ihracat yapılarının gelişmiş ülkelere benzemeye başlaması, küresel tedarik zincirindeki büyümenin de bir yansımasıdır. Örneğin ihracat benzerlik endeksi bağlamında yapılan değerlendirmelere göre, Çin ve Güney Kore’nin ihracat yapılarının giderek Almanya ve ABD’nin yapılarına yakınlaştığı görülmektedir Bu yeni yapıda artık ülkeler birbirlerini bir yandan tamamlarken (Japonya-Çin), diğer yandan da rekabet etmektedirler(Çin, ABD’li makine üreticilerine karşı).

Bir diğer önemli gelişme olarak, özellikle iletişim teknolojilerinde ve lojistik sektöründe yaşanan gelişmeler sonrasında elektronik ticarette de büyük bir artış yaşanmaktadır. 2012 yılında dünya elektronik ticaret hacmi 19,3 trilyon $ iken, 2016 yılında bu rakam 27,7 trilyon $’a ulaşmıştır. E-ticaretin % 86,3’ü B2B ticaretten oluşmaktadır. Gelecekte ticaretin çok daha büyük kısmı elektronik ticaret olarak gerçekleşecektir.

Bu sürecin bir diğer yansıması da, özellikle gelişmiş ülkeler açısından hizmet sektörünün yükselişi ve hizmet ticaretinde artışlar yaşanmasıdır. Dolayısıyla bu ülkeler açısından hizmet ticaretinin daha da serbestleşmesi için yeni kurallar ihdası da önem kazanmaktadır. Bu ülkelerin sermaye yatırımları için de benzeri bir durum söz konusudur. Yurtdışı yatırımların engellerle karşılaşmaması ve korunması da önem arz etmektedir.

Öte yandan; 2017 yılında ulaştığı değerden (1 bitco- in=20.000 $) bugüne geçen zaman zarfında büyük düşüş yaşayan bitcoin ve diğer kripto paraların geleceği ve uluslar arası ticarette oynayacağı rol, 2019 yılında yürürlüğe giren AB-Japonya Serbest Ticaret Anlaşmasının(JEFTA) uluslararası ticaret üzerindeki olası etkileri; blockchain, yapay zeka, dronelar, boyutlu yazıcılar, robotlar, chatbot, IoT teknolojilerinin dış ticaret ve lojistik işlemlerinde üstleneceği işlev; küçük ve orta boy işletmelerin uluslararası ticarette artan payları ve diğer bir çok belirleyici unsur daha bu süreçte rol alacaktır.

Tüm bu gelişmeler, dünya ticaretinde son dönemde artan korumacı eğilimlere karşın, küresel üretim süreçlerinin zarar görmemesi ve global ticaretin güvenli büyüyebilmesi için korumacı ticari engellerin (özellikle gümrük tarifleri dışındaki engeller) kaldırılmasını, en azından azaltılmasını ve kurallarının daha iyi belirlenmesini, yasal ticaretin kolaylaştırılmasını da gerekli kılmaktadır.

I. DÜNYADA ve TÜRKİYE’DE TİCARETİN KOLAYLAŞTI- RILMASI ÇALIŞMALARI

Dünyada son dönemde yaşanan gelişmelerle birlikte ve özellikle 2008 yılındaki ekonomik kriz sonrasında ticaretin kolaylaştırılması konusu, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gündemine de girmiş ve 10 yıla yaklaşan müzakereler sonucunda, 3-6 Aralık 2013 tarihli Bali DTÖ 9. Bakanlar Konferansı sırasında, “Ticaretin Kolaylaş- tırılması Anlaşması” üyeler tarafından kabul edilmiştir. Ülkemizin de onaylayarak 16 Mart 2016 itibarıyla taraf olduğu Anlaşma, yeterli ülke sayısına ulaşarak 22 Şubat 2017 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiştir. 2018 yılı sonu itibarıyla DTÖ üyesi 164 ülkenin 140’ı (%85,4) Anlaşmayı onaylamış durumdadır. Dünya genelinde Anlaşma için bir konsensus olduğundan söz etmek yanlış olmayacaktır.

Ticaretin kolaylaştırılması çabalarını, ticaret ve ekonomik büyüme üzerinde yadsınamaz seviyede olumlu bir etkisi olacağı, iktisadi analiz ve çalışmalarla da ortaya konulmuştur.

World Economic Forum’un 2013 yılındaki bir çalışmasında, tüm ülkelerin sınır yönetimi, ticaret altyapısı ve hizmetleri konusunda performanslarını, küresel en iyi uygulama seviyesinin yarısına kadar artırmaları halinde, yaklaşık olarak küresel ihracatta 1,6 trilyon dolar (%14,5 oranında) ve küresel gelirde 2,6 trilyon dolar (%4,7 oranında) seviyesinde artış sağlanacağı tahmin edilmiştir. Gelişmekte olan bölgelerin ve küçük işletmelerin bu artıştan en kazançlı çıkan gruplar olacağı beklenilmektedir. OECD tarafından yapılan çalışmada ise, ticaret üzerinde en büyük etkiyi sağlayacak ticareti kolaylaştırmaya yönelik çalışmaların; bilgiye erişimin geliştirilmesi, sınır belge işlemlerinin hızlandırılması, işlem süreçlerinin basitleştirilmesi ve otomasyonu, gümrüklerin şeffaflığının ve yönetişimin geliştirilmesi olacağı belirtilmiştir.

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) tarafından çalışmalarda da, Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşmasının tam olarak uygulanmasıyla ortaya çıkacak ekonomik faydaya dair aşağıdaki saptamalar yapılmıştır:

• Anlaşmanın ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre ticaret maliyetlerini %9,6 ile %23,1 arasında azaltması beklenmektedir. En yüksek oranın en az gelişmiş ülkelerde görüleceği öngörülmektedir.
• Anlaşmanın ortalama ihracat süresini yaklaşık 2 gün, ortalama ithalat süresini ise 1,5 gün azaltması öngörül- mektedir.
• Gelişmekte olan ülkelerin toplam ihracatının yıllık olarak 170 ile 730 Milyar $ arasında artması beklenmektedir.
• Küresel ölçekte ihracatın, 750 Milyar $ ile 1 Trilyon $ arasında artması beklenmektedir.

Bunlardan I. Bölüm, ticaretin kolaylaştırılması amacıyla üyelerin uygulamaya koyması beklenen esaslı hükümleri içermektedir. Bu bölümde; üyelerin ticaretle ilgili, ithalat, ihracat ve transit prosedürleri, uygulanan tarife oranlarıyla ücret ve harçlar dahil olmak üzere, tüm prosedür ve düzenlemelerini yayımlamaları; mevzuat ve tarife değişikliklerinin üye ülkelerce önceden yayımlanması; bağlayıcı ön karar mekanizmaları oluşturulması; dış ticaret ilişkin karar ve işlemlerde temyiz ve itiraz yollarının açık tutulması; tarafsızlık ve ayrımcılık yapmamayı güçlendirici tedbirler alınması; ticaretle ilgili ücret ve harçların disipline edilmesi; malların teslimi ve gümrüklemesinde varış öncesi işlem, elektronik ödeme, malların teslimi ve gümrüklemesinin ayrılması, risk yönetimi, sonradan kontrol, tek pencere, hızlandırılmış sevkiyat, ortalama teslim sürelerinin ölçümlenmesi, varış öncesi bildirim, yetkilendirilmiş yükümlü gibi modern uygulamalara geçilmesi; sınır idareleri arasında işbirliği; ithali amaçlanan eşyanın gümrük kontrolü altında nakli; ithalat, ihracat ve transitle ilgili formalitelerin azaltılması; belgelerde kopyaların kabul edilmesi; ortak sınır prosedürle- rinin ve uluslararası standartların uygulanması; transit serbestisi ve gümrük işbirliğine ilişkin hükümler yer almaktadır.

Anlaşmanın II. Bölümü, gelişmekte olan ve en az gelişmiş üye ülkelerin Anlaşmayı ne şekilde uygulayacakları ve uygulamalarına ilişkin esnekliklere dairdir.

III. Bölümü oluşturan kurumsal ve son hükümler ise; Ticaretin Kolaylaştırılması Komitesi, Ulusal Ticaretin Kolaylaştırılması Komiteleri, Anlaşmaya ilişkin genel istisnalar gibi yatay uygulama konularını içermektedir.

DTÖ Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşmasının dış ticaret maliyetlerinin azaltılmasına ilişkin hükümlerine göz attığımızda; Anlaşmanın “Ücret ve Harçlar” başlıklı 6 ncı maddesinde; ticaretle bağlantılı ücret ve harçların disipline edilmesinin amaçlandığı; ücret ve harçların verilen hizmetle orantılı olmasının hükme bağlandığı görülmektedir.

Ticaretin kolaylaştırılması ve dış ticaret maliyetlerinin azaltılması için dünyada yaşanan gelişmelerle birlikte, ülkemizde de önemli çalışmalar yürütülmüş olup, halen de yürütülmektedir. Bu kapsamda; 03 Aralık 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2016/27 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile, “Ticaretin Kolaylaştırılması Kurulu” oluşturulmuş; 13 Nisan 2019 tarih ve 30744 sayılı Resmi Gazete’de 2019/6 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile de söz konusu Kurul, “Ticaretin Kolaylaştırılması Koordinasyon Komitesi” adını alarak faaliyetlerine bu yeni yapıyla devam etmeye başlamıştır. Komite, halen Ticaret Bakanlığı’nın koordinesinde, özel ve kamu sektör işbirliğiyle, ilgili tüm taraflarla birlikte çalışmalarını sürdürmektedir.

Ticaretin Kolaylaştırılması Kurulu çalışmalarıyla oluşturulan ve 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren geçerli olan “Ticaretin Kolaylaştırılması Türkiye Stratejisi” ile; gümrük ve ticaret prosedürlerinde şeffaflığın sağlanması, prosedürlerin kolaylaştırılması, ticari maliyetlerin azaltılması, işbirliğinin geliştirilmesi ve kapasitenin geliştirilmesinden oluşan 5 ana eksen çerçevesinde, temel hedef ve eylemler belirlenmiştir.

Bu eylemler arasında yer alan “ticari maliyetlerin azaltılması” başlığında, dış ticaret erbabına ilave maliyet getiren tüm unsurlarına azaltılması hedeflenmektedir. İşte bu hedefler doğrultusunda kamu kuruluşlarımız bir dizi projeyi hayata geçirme çabasında ise de, aşağıda detaylı olarak örnekleneceği üzere bu çaba ve çalışmalar, reel hayattaki kimi uygulamalarla ne yazık ki çelişmekte ve bu çabalar son tahlilde işlevsiz kalmaktadır.

IV. GÜMRÜKLERDE TİCARETİN KOLAYLAŞTIRMASI UYGULAMALARI

Gümrük uygulamalarının basitleştirilmesi ve hızlandırılması, maliyetlerin azaltılması adına özellikle son 10 yılda Gümrük İdarelerinde bir çok proje hayata geçirilmiştir.

Bu kapsamda; dünyadaki Authorized Economic Operatör (AEO) uygulamalarına benzer biçimde “Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü” uygulaması, 10 Ocak 2013 tarihli ve 28524 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak aynı gün yürürlüğe giren Gümrük İşlemlerinin Kolaylaştırılması Yönetmeliği ile yürürlüğe konulmuştur. Firma maliyetlerinin azaltılması açısından bu uygulama, dış ticaret erbabına büyük kolaylıklar sağlamaktadır. İçerdiği yetkiler ve izinler, yetkilendirilmiş yükümlüye zaman ve maliyet açısından büyük kolaylıklar getirmekte ve rekabet kabiliyetini büyük oranda artırmaktadır.

Gümrüklerin dijitalleştirilmesi ve ticaretin kolaylaştırılması amacıyla “Tek Pencere Sistemi” ile dış ticarete konu eşya için gerekli tüm bilgi ve belgelerin, tek bir başvuru noktasında sunulması sağlanmıştır. 2019 yılı ilk yarısı itibarıyla, 17 kurum tarafından düzenlenen 127 belge Tek Pencere Sistemine alınmış olup, ithalatta 37, ihracatta 18 adet belgenin sisteme alınması çalışmaları da devam etmektedir.

Konteyner ve Liman Takip Sistemi ve Liman Tek Pencere Sistemi ile liman işlemlerinin daha sade, daha hızlı ve daha güvenli yapılması yönünde büyük yol kat edilmiş ve kağıtsız ortama taşınarak verilerin mükerrer girişine de engel olunması hedeflenmiştir.

Kağıtsız beyanname çalışmaları ile hâlihazırda ihracatçımızın zaman ve işlem maliyetlerini minimize etme yönünde ilerlemeler kaydedilmiş, ayrıca uygulamanın yaygınlaştırılmasına ilişkin çalışmalar da başlatılmıştır. Gümrük işlemlerinin her bir aşamasının izlenebilirliğini sağlamak üzere “Gümrük Eşya Takip ve Analitik Performans Projesiyle” (GET-APP) ihracat ve ithalat süreçlerinin, iş sahiplerince anlık takip edilmesi olanağı sunulmuştur.

Ticaretin kolaylaştırılmasına dönük diğer bazı proje ve uygulamaları da şöylece sıralamak mümkündür:

- Varış Öncesi Gümrükleme Projesi
- Tek Durak Projesi
- Menşe İspat ve Dolaşım Belgelerinin Elektronik Ortamda Düzenlenmesi.
- Uzlaşma İşlemlerinin Elektronik Ortamda Takibi.
- Referans Kıymet Veri Bankasındaki Ürün Yelpazesinin Genişletilmesi.
- Gümrük Müşavirleri Bilgi Sistemi.
- TIR Sistemine Kabul İşlemlerinin Otomasyonu.
- Transit Rejiminde Hava yolu - Demir yolu ve Deniz yolu Taşımaları için Basitleştirme Uygulamaları ve Transit Rejiminde İhracat Refakat Belgesi Kullanılması.
- Posta İşlemlerinde Gümrük Beyan Sisteminin Devre ye Alınması.
- Özel Fatura Gümrük İşlemlerinin Elektronikleştirilmesi.
- Gümrüksüz Satış Mağazaları İşlemlerinin Elektronik leştirilmesi.
- Trafik Şahadetnamesi Verilerinin Elektronik Ortama Aktarılması.
- Teminat Mektuplarının Elektronik Teyidi ve Takibi
- Kamu Laboratuvarlarında Mükerrer Analizlerin Önlen mesi Projesi

Bütün bu çalışmaların sonucu, Dünya Bankasının yayımladığı Dünya Bankası İş Ortamı (Doing Business) Raporu ile kısmen de olsa alınmıştır. 31 Ekim 2018 tarihinde yayımlanan 2019 yılı İş Ortamı Raporu – İş Yapma Kolaylığı Endeksinde ülkemiz bir önceki yıla göre 17 basamak ilerleyerek 43. sırada yer almıştır. Yine de ülkemizin hedefleri göz önüne alındığında, sıralamada çok geride olduğumuz ve almamız gereken çok mesafe, yapmamız gereken çok iş olduğu açıktır.

I. DIŞ TİCARET İŞLEMLERİNDE İLAVE MALİYETLER

Türkiye’de ticaretin kolaylaştırılması ve dış ticaret erbabının üzerindeki ilave maliyet unsurlarının azaltılması için birçok çalışma yürütülse de, ilgili kamu kuruluşlarının yeterli denetimleri yapmaması ya da düzenlemelerin yapılmaması nedeniyle doğan boşluklardan istifade edilerek, halen dış ticaret işlemlerinde tahsil edilen gereksiz ve fahiş masraflarla, maliyetler yükselmektedir.

Kamu ve özel sektör kuruluşlarının dış ticaret işlemleriyle ilgili verdikleri hizmetler için ücret, harç ve benzeri adlarla yaptıkları tahsilatların, verdikleri hizmetin karşılığı olmaması veyahut verilen hizmet ile doğru orantılı olmaması nedeniyle, ticaret erbabının maliyetlerinde ciddi artışlar ortaya çıkmaktadır. İşletici kuruluşların ücret tarifelerinin düşürülmesi ve hatta sıfırlanması durumlarında dahi, acentelerce alınan ücret ve bedellerin hizmetlerle orantısız olması ve aşırı düzeyde uygulanması, dış ticaret erbabımıza ağır bir mali yük bindirmekte, maliyetleri artırmakta, rekabet gücümüzü düşürmekte, ciddi trafik sapmalarına ve pazara girişte engellere yol açmaktadır. Öte yandan; ücret ve harçların değerlendirilmesi, sayı ve türlerinin periyodik olarak gözden geçirilerek azaltılmasını sağlayan ve aynı zamanda ithalat ve ihracatta tahsil edilen ücret ve harçların verilen hizmetin karşılığıyla orantılı olup olmadığını tespite yönelik bir mekanizma da bulunmamaktadır.

Deniz Yoluyla Eşya Taşıma Sözleşmelerine göre, yükleme ve boşaltma limanlarındaki taşıma şekillerine (liner terms, LI/FO, FI/LO, FIOS) bağlı olarak, konteynırların varış limanındaki boşaltma masrafları alıcı tarafından ödenmekte ya da navluna dahil olmaktadır. Dolayısıyla; satın alınan bir eşyada (eğer konşimentoda free out kaydı yoksa), eşyanın gemiden tahliyesi dahil tüm ücretler, çoğu durumda alıcı tarafından zaten ödenmiş olmaktadır. Buna rağmen; uygulamada, varış ihbarını alan ithalatçı konşimentosunu acenteye götürdüğünde, acenteler sürece dahil olarak çeşitli adlar altında, ithalatçı ve ihracatçıdan muhtelif masraf kalemlerinin ödenmesini talep etmektedirler.

Ülkemizde acentelerin hizmet ücret tarifeleri, Sanayii ve Ticaret Bakanlığı’nın halen de geçerli olan 2008/1 sayılı 10.03.2008 tarihli “Gemi Acentelik Hizmetleri Ücret Tarifesine İlişkin Tebliğ” ile belirlenmiştir. Sanayii ve Ticaret Bakanlığı’nca yapılan bu düzenlemeyi güncelleme yetkisi halen Ticaret Bakanlığı’nda olmakla birlikte, bu hususta yeni bir düzenleme de yapılmamıştır. Uygulamada halen geçerli olan mezkur Tebliğ hükümleri dışında, acentelerce çeşitli adlar altında ücretler tahsil edilmekte olup, bu ücretlerin başlıcaları aşağıda belirtilmiştir.

1. “ISPS güvenlik ücreti” (İzmir için: 12 USD +KDV): Limanlardaki uluslar arası güvenlik standartlarına ilişkin uygulama olan ISPS (Uluslararası Gemi ve Liman Tesisi Güvenlik Kodu (International Ship and Port Facility Se- curity Code - ISPS Code) uygulamasından dolayı alınan güvenlik ücretidir.

2. “Gemi güvenlik hizmet bedeli” (10 USD-KDV dahil): Alıcı veya gönderici ile ilgisi olmayan, tamamen taşıta verilen bir hizmet karşılığında tahsil edilen ücrettir. Gemi kaptanı/sahibi/ işleteninin talep ettiği koruyucu tedbirler için ve alıcıya itiraz hakkı verilmeden tahsil edilen bir ücrettir.

3. “Konteyner kontrol ücreti” (10 USD + KDV): Konteyner esasen, nakliyecinin envanterinde bulunan bir taşıma kabıdır. Bu envanterin takip ve kontrolü hususu, taşıyıcının acenteye ödediği ücretin de içinde olup, ayrıca alıcıdan tahsil edilmemelidir. Alıcı veya göndericiyi ilgilendiren bir kontrol ücreti değildir. Gözetim ücreti, nezaret ücreti gibi unsurlar; acente veya koruyucu acenteye gemi sahibi, kaptanı, işleteni veya kiracısının ödediği ücretler- dir.

4. “Yük bildirim ücreti” (25 USD-KDV dahil) : Türk Ticaret Kanunu’nun 1168 nci maddesine göre; boşaltmanın belli bir günde başlayacağı kararlaştırılmamışsa, taşıyan veya yetkili bir temsilcisi, aynı maddenin ikinci ilâ beşinci fıkra hükümlerine uygun olarak gönderilene hazırlık bildiriminde bulunmaktadır. Bunun için alıcıdan para talep edilemez; bu bildirim, taşıyanın yükümlülüğü ya da acentenin taşıyana ifa borcudur.

5. “Geçici Kabul hizmeti” (85 USD-KDV dahil): Bir konteynerin limandaki gümrüklü sahadan çıkarılması veya tekrar limana getirilmesi halinde ortaya çıkan gümrükleme masrafıdır. Ancak, Konteyner takibine ilişkin Yönetmelik değişikliği, 23 Şubat 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış; limanlarımızda, “Konteyner ve Liman Takip Sistemi”’ de hayata geçirilmiştir. Bu Sistem aracılığıyla; limana gelen giden konteynerin, liman içi hareketleri dahil olmak üzere etkin bir şekilde izlenmesi ve sağlıklı istatistik üretilmesi; konteyner tahliye müsaadesi, muayene/x-ray talimatları, ambar çıkış fişi, kapı giriş/çıkış işlemlerinin elektronik ortamda yürütülmesi ve liman işletmesi ile bu alanlarda elektronik entegrasyon ve bilgi alışverişi yapılması sağlanmıştır. Bu itibarla, artık geçici kabulle giren konteynerlerin takibi için firmalar açısından ilave bir maliyet de bulunmadığından ücret de talep edilmemesi gerekmektedir.

6. “Dokümantasyon ücreti” (70 USD-KDV dahil): Uluslararası anlaşmalar ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tam tezat teşkil eden bir işlemdir. Gönderen, taşıyıcıya malın taşınabilmesi için gerekli dökümanları vermek zorundadır. Malın varışında gümrük işlemlerinin yapılabilmesi için de mala ilişkin evrakın alıcıya teslim edilmesi gerekmektedir. Bu dokümanların teslimi için ücret talep edilmesi, uluslararası teamüllere uygun değildir.

7. “Tahliye ücreti” (165 USD-KDV’den muaf): Gemide bulunan konteynerin, tahliyesi, transferi ve istife alınması işlemleri kısaca tahliye hizmeti olarak tanımlanır. Konteynerin limanda tahliye ücreti, liman işletmecisi tarafından da ayrıca alan veya gönderene de faturalanmaktadır. 05.03.2012 tarih ve 28224 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmış olan Gemi Acenteleri Hakkındaki Yönetmeliğin, “Yasaklar” başlıklı 12. Md.’nin (e) fıkrasında; “Gemi acenteleri temsil ettikleri gemilere yönelik doğrudan ve dolaylı olarak yükleme boşaltma hizmetlerini kendi nam hesaplarına veremezler” hükmü mevcuttur. Acente, bu hükme rağmen iznini almış olsa bile talep edilen ücretler çok fahiştir. Hizmet liman tarafından verilmektedir ve tarifeleri de bellidir. Ayrıca konşimentodaki teslim noktasının önemi büyüktür. Bazı konşimentolar, varışta bu ücretleri kapsar şekilde anlaşılmış ve navlunla birlikte boşaltma ücretini de ödenmiş olarak gelmektedir. Ama bu durum dahi incelenmeden tahliye ücreti alınabilmektedir.

8. “Tahliye nezaret ücreti” (20’lik konteyner için 55 USD, 40’lık konteyner için 77 USD-KDV’den muaf): Acente veya koruyucu acentenin gemi sahibi, kaptanı, işleteni, kiralayanı gibi taşıyıcı firmaya vermiş olduğu hizmettir. Gözetim ücreti; acentelik veya koruyucu acentelik hizmetlerine ek olarak gemi işlemlerinin ilgili kişi kuruluş ve birimler nezdinde acente tarafından takip edilmesi, işin hızlandırılması, en kısa sürede eşyanın tahliye ve yüklemesinin sağlanması, evrak işlemlerinin yapılması, yükün teslim alınması/teslim edilmesi, eşyadaki eksiklik veya fazlalıkların takibi karşılığı olarak, deniz taşıt ve araçlarının sahibi, kaptanı, işleteni veya kiracısı tarafından ödenen ücreti kapsamaktadır.

Herhangi bir ücret tarifesine bağlanmadan ihracatçı ve ithalatçılardan acentelerce talep edilen mezkur gider- lerin mali büyüklüğü değerlendirildiğinde; Türkiye’de toplam 20 limanda 2018 yılı itibarıyla 7.132.805 adet (ithalat-ihracat-transit ve kabotaj dahil) konteynerin elleçlendiği dikkate alınırsa, her bir konteyner için 200 USD olarak düşünülse dahi 1,5 milyar USD’a ulaşan bir maliyet ortaya çıkabilmektedir. 2018 yılında 2,5 milyon adet konteynerin ihracat işlemlerinde elleçlendiği değerlendirildiğinde; 500 milyon USD ila 1,2 milyar USD’nın ihracatçı için ek maliyet ortaya çıktığını söylemek mümkündür.

Öte yandan, talep edilen bu masraf kalemleri, limandan limana farklılıklar gösterebilmekte; ayrıca acentelerce liman işletmesine böyle bir hizmete karşı varsa ödenen ücretin üzerinde bedeller de talep edilebilmektedir.

Yine yukarıda zikredilmemekle birlikte; konteynerlerin tam tespit ve muayene işlemleri, x-ray’e sevk işlemleri, konteyner açılmadan diğer tespit işlemleri için de, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın 05/12/2014 tarihli ve 2014/29 sayılı Genelgesiyle, konteyner büyüklüğüne göre 25 USD-75 USD arasında değişen miktarlarda azami ücretler de belirlenmiştir.

Konuyu hukuki açıdan değerlendirdiğimizde; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1196 ncı maddesinde, “ (1) Taşıyan, navlun dışında, pey akçesi, prim, bahşiş ve benzeri bir ad altında başkaca bir istemde bulunamaz” hükmüyle, navlun dışında kalan giderlerin eşyanın alıcısından tahsil edilemeyeceğinin esasa bağlandığı görülmektedir.

Diğer yandan; Sanayii ve Ticaret Bakanlığı’nın 2008/1 sayılı 10.03.2008 tarihli “Gemi Acentelik Hizmetleri Ücret Tarifesine İlişkin Tebliğ”i ile, ülkemizde deniz taşıt ve araçlarının acentelik hizmetlerine karşılık alacakları taban ücretler de belirlenmiştir. Bu Tebliğ’de yer alan ücret tarifeleri arasında acentelik ücreti, gözetim ücreti, primaj ücreti, (İstanbul ve Çanakkale Boğazından geçen gemiler için) diğer hizmetlere ilişkin ücretler ve komisyonlar yer almakta; ancak yukarıda yer verdiğimiz giderler bulunmamaktadır. Aynı Tebliğ’in 4/a maddesinde; navlun, taşıyanın nam ve hesabına ödenecek olan, yolcu ve yükün taşınmasına ilişkin ücretlerin tamamı olarak tanımlanmış ve navluna deniz taşımasına ilişkin her türlü sürşarj ve ek gelirlerin de dahil olduğu belirtilmiştir.

Bir diğer çelişkili husus da, “ordino” ya da diğer adıyla “yük teslim talimat formu” konusudur. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının 31 Ekim 2012 tarih ve 28453 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Liman Yönetmeliği’ne göre ordino; “gemilerin ve deniz araçlarının kıyı tesisleri ile demirleme sahalarına kabulü amacıyla Liman Başkanlığınca düzenlenen yanaşma veya demirleme sahasını belirten izin kâğıdı” şeklinde tanımlanmıştır. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü tarafından 3 Ocak 2018 tarihinde yayınlanan genelgeyle de, “ordino” diğer kullanılan tanımıyla “yük teslim talimat formu” için, deniz taşımacılığında bir tavan ücret uygulaması getirilmiş ve tavan fiyatı 150 TL olarak belirlenmiştir. 2019 yılı için bu ücret, 180 TL olarak güncellenmiştir. Hava taşımacılığında ise halen bir tavan ücret bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, ordino/yük teslim talimat formu uygulamasının idari yargıya taşınması neticesinde, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun gerek 17.12.2018 tarih ve Esas No: 2016/2991, Karar No: 2018/5551 sayılı, gerekse 19.12.2018 tarih ve YD İtiraz No:2018/728 sayılı kararlarıyla; “… deniz yoluyla ithal edilerek geçici depolama yeri veya antrepoya konulan eşyanın teslimi sırasında ibraz edilmesi gereken belgelerin belirlenmesi konusunda 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Denizcilik Müsteşarlığı’na verilmiş yetkinin bulunmadığı, gümrüklü saha içerisinde mal teslimine ilişkin düzenlemeler yapma ve/veya kural koyma yetkisinin mevzuatla açıkça Gümrük Müsteşarlığı’na verildiği…” gerekçeleriyle yapılan düzenlemeler iptal edilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, gerek 2575 sayılı Danıştay Kanunu gerekse 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca en üst idari yargı organı olup, yerleşmiş idari yargı içtihatlarına göre İdari Dava Daireleri Kurulu Kararları yalnızca davanın taraflarını değil, tüm tarafları bağlayıcı niteliktedir. Nitekim, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. ve 50. maddeleri de bu yönde hükümler içermektedir.

Öte yandan; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun mezkur Kararları sonrasında, Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanlığı Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü’nün 20 Mayıs 2019 tarih ve E93438 sayılı yazısı ile, “yük teslim talimat formu” aranılmasına ilişkin 2018/1 sayılı Ge- nelge’nin yürütmesinin durdurulduğu da bildirilmiştir. Ancak aynı Bakanlığın 54182545- 155.99-E.51257 sayılı 08.07.2019 tarihli, “Yük Teslim Talimat Formu” konulu yazısı ile; Danıştay’ın yukarıda zikredilen Kararlarının, Bakanlıklarının 17/05/2011 tarihli ve 14765 sayılı talimatının yürütülmesini durdurmayacağının değerlendirildiği bildirilmiştir. Böylelikle, yeni bir yargı kararına değin, bir üst sınır da olmaksızın yük teslim talimat formu uygulamasına devam edilmesinin yolu açılmış; ülkemizin ticaretin kolaylaştırılmasına dönük çalışmalarıyla taban tabana zıt bir uygulamaya yol verilmiştir.

Oysa ki; deniz ve hava limanlarda verilen hizmetlerin fiyatlandırılmasında, dünya standartlarına ve hukuka, ülkenin ekonomik gerçekliklerine uygun tarife tespiti, tarife dışı ücret tahsil edilmemesi ve bunların ilgili kamu kuruluşlarınca takibi, ithalatçı/ihracatçının maliyetlerini önceden öngörebilmelerine de destek olacaktır.