Tacir Ahmet bey bir taraftan iftar saatini beklerken uzaklara bakıp hayallere dalmıştı.

Bir iftar programı bulmak ümidiyle kumandaya sarıldı. Televizyonda ekonomiden, cari açıktan bahsediliyordu.

Allah her şeyin hayırlısını versin, yabancı sermayenin de diye düşündü içinden.

Dış ticaret yapan arkadaşı “imalat yapmayan, teknoloji getirmeyen sözde yabancı yatırımlar için ülkemizin insanlarının yapabileceği işleri aman ülkemize gelsinler diye 50 bin dolar getirenlere verdik ama her yıl kaç milyar götürdüklerine hiç bakmadık” demişti.

Ahmet bey yavaş yavaş anlamaya başlıyordu.

Yine aynı arkadaşı “Yabancı sermaye dediğimiz şirketlere her şey kolay. Vergi vermemek için yurt dışındaki ana şirket bir fatura gönderip kârı yurt dışına alır. Türkiye’deki şirket ile maliyette ya kafa kafaya olur ve böylece vergi ödemez. Ya da ayıp olmasın diye göstermelik bahşiş mahiyetinde cüzi bir kâr bırakır” demişti.

Ahmet bey iftarı beklerken aklına hemen dış ticaretimizi baltalamaya çalışanların kimler olduğunu düşündü. Telefona sarılıp o arkadaşını aradı. Şu işin aslını bana bir anlatır mısın diye rica etti.

“Bunlar ülkemizde ana şirkete acentalık için bahşiş denilebilecek derecede küçük yatırımlarla kurulmuş, her şeyi kiralamış olan şirketler aslında” diye söze başlamıştı arkadaşı.

“Bunlar yurt içinde vergi veren şirketleri satın alırlar ve yurt dışındaki global ana şirket de bunu masraf olarak kayıtlarına alır” diye de eklemişti.

“Şimdi bu şirketler gözlerini vergi ödeyen gümrükleme şirketlerinin işlerine diktiler. Şöyle diyorlar; “Biz büyüğüz, vergi de vermeyiz, kontrol da edilmeyiz. Sadece 5 yılda ödeyeceğiniz vergi parasına sizi satın alalım. Fakat gümrük müşavirliği için Türk olmak lazım. Hem de asgari ücret tarifesi var. Ona da uymak gerek. Siz gümrük müşaviri olarak müşteriye 100 TL fatura edin, 40 TL’sini bize uluslararası komisyon parası olarak ödeyin. Böylece kâr edip vergi vermeyin. Bizim ordino gibi tanımlamalar gümrükleri tahsilatçı olarak kullandığımız çarka çomak sokmayın. Biz zaten 3-4 harf ile fatura düzenliyoruz kimse anlamıyor ama gümrük deposu kanalı ile zorla tahsil ediyoruz. Sonra da yurtdışına gönderiyoruz. Ama siz alacağınız 100 TL için bizim milyar dolarlık düzenimize karışıyorsunuz” diyorlar.

Ahmet bey bu duydukları karşısında hem şaşırmış hem de üzülmüştü.

Yabancı iseniz Türkiye bir cennet olmalı diye düşündü.

Bu her sene ülke ekonmimizden emilen 4 milyar dolar nasıl olur? Kimse fark etmez mi dediğinizi duyar gibiyim. Bunu size şöyle izah edeyim. Tabi içi oyuncu dolu tüm çıkar grupları burada oynuyor. Ülkemizin ihtiyacı olan bir mal gelmek durumunda, malı üreten yurt dışında bir imalatçı siz müşteri oluyorsunuz diyorsunuz ki bana sat malını. Tamam diyor. Tanesi 3 dolar siz diyorsunuz ki navlunu ben ödeyeceğim. Adam ben o şekilde göndermem taşıma ücretinin daimi borçlusu gönderendir. Sen ödemezsin falan sonra ben ödemek zorunda kalırım. Eğer malı istiyorsan 3,10 dolar ile senin gümrük deponda teslim şeklinde satarım diyor. Sizde kabul ediyorsunuz. Mal istediğiniz şehirde bir geçici gümrük deposuna geliyor. Buradaki taşıma acentası gümrük deposu ile anlaşmış. Malınız gümrük iş ve işlemleri yapılması için gümrüğün lisanslı bir geçici deposuna acenta tarafından teslim ediliyor. Her şey güzel gümrüğe gidiyorsunuz. Vergimi ödeyeyim benim malım sizdeymiş diyorsunuz. Gümrük bütün kontrolleri yapıyor. Paranı ödedin mi? Sen bu malı getirebilir misin? Bu mal Avrupa ve Türklerin kullanımına uygun mu? Nerede üretilmiş falan derken vergileri ödüyorsunuz. Siz tüm mükellefiyetinizi yerine getirmişsiniz. Peki, gümrük malı aldın, şimdi senin görevin bana vermek diyorsunuz ama sizi kaderinizle baş başa bırakıyorlar.

Gümrüğün lisanslı deposuna gidiyorsunuz. Bak malım artık milli mal oldu ve malımı verin diyorsunuz. Kanunlarımızın karşısında olduğu halde malı hukuksuz tutup, icra veya hukuk kararı olmadan, git acentaya para öde diyorlar. Acenta diyor ki bana 4000 dolar ver eğer tanıyorsa bunu 500 dolara indiriyor. Peki, niye dediğinde sorma ver diyorlar? Siz ödemezseniz gümrük deposundan malınızı alamıyor ve her geçen gün için bu sefer depocunun sizi dolaştırması artıyor. Bu durumu gümrüğe şikâyet ediyorsun. Benim çözmem gerektiği söyleniyor. Siz mecburiyetten ödeyip ilişki kesme belgesi alıp depoya gidiyorsunuz. Şimdi ikinci dolaştırma sırasına giriyorsunuz. Gümrük kanuna göre fiyatların belirlenmiş olması gerekirken kanun uygulanmamış belirlenmemiş. Size yine para öde deniyor. Malım iki gün durdu. Bir günü gümrük işlemim, bir günü de malımı haksız tutmandan dolayı diyorsunuz. Ama nafile kuzu kuzu ödemenizi yapıyorsunuz. Yani bu paralar önceden ödendiği halde yeniden misliyle tekrar ödüyorsunuz.

Türkiye’de senede 10 milyon konteyner trafiği var. Minimum 500 dolarla çarpın, 5 milyar dolar olur.

Ahmet bey gibi bu ülkenin ihracatını artırmak için üretim yapan pek çok sanayicilerimiz var. Gelirlerimizi artıramadığımız bu dönemde giderlerimizi doğru yönetmek zorundayız. Devletin bu konuda bir envanter yapıp gider kalemlerini tek tek incelemesi ve yurt dışına ödenen milyar dolarların devletin hazinesine girmesini sağlaması gerekir. Bir yandan yabancı yatırımcı ararken, diğer yandan yabancıya giden paralar gözden kaçıyor. Ülkemizin alın terinin karşılığı dövizlerin ülkemizde kalması sağlanırsa kazanan Türkiye olur. Sanayici de artı bedeller ödemekten kurtulur. Daha çok yatırım ve daha çok ihracat yapar. Ama daha da önemlisi motivasyonu ve üretim hızı artar.