Medya

Şirket Danışmanımız Sami Altınkaya'nın " Dış ticaret açık vermez, zarar eder " başlıklı yazısı, 11.01.2021 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayınlandı.

Tarih : 11-01-2021

Dış ticaret bir ülkenin büyümesinin yanında kalkınmasının da göstergesidir. Ekonomisi büyüyen her ülke kalkınıyor anlamına gelmez. Büyüme ve kalkınma üretime dayalı olursa, o zaman sağlıklı bir ekonomiden bahsedebiliriz. Bir de dış ticarette yaratılan katma değer ülke ekonomisinin durumunu da ortaya koyar.

Ülkeye gelen sıcak para ile tüketime dayalı bir büyüme modeli bir süre sizi idare eder. Para bittiği ya da gittiği zaman ise tehlike çanları çalmaya başlar.

Sıcak para uyuşturucu gibidir. Bağımlılık yapar ve verdikçe daha fazlasını ister. Yani dışarıdan gelecek paranın ne amaçla geldiği de önemidir. Eğer gelen yatırımcıyı ve parayı kalıcı yatırıma ikna edebilirseniz. O zaman gelen sermaye oynaklığını kaybeder ve yerleşik bir hal alır. Asıl sorunumuz bunu başaramıyoruz.

Türkiye’ye yatırım yapması beklenen Volkswagen firmasının vazgeçmesi, ekonomimiz için olumsuz bir durumdur. Fabrika açılacak dendiğinde düğün bayram yapanların şimdi ağızlarından konuyla ilgili tek bir kelime çıkmıyor. Konuşanlar ise biz değil Volkswagen kaybetti gibi komik açıklamalar yapıyor.

Bugünlerde Borsa İstanbul’da yaşanan yükselme ve yabancı kuruluşların güçlü TL’ye olan övgü dolu raporları da Türkiye’ye gelen sıcak paranın borsaya gitmesinin sonucudur. Bu durum kimseyi yanıltmasın ve rehavete sokmasın. Borsaya gelen sıcak para sadece borsadaki yatırımların değer kaybetmemesi içindir. Sıcak paranın dini imanı da olmaz. Kazandığı anda arkasına bakmadan geldiği yere geri gider. Arkasından takılıp yatırım yapan yüzlerce küçük yatırımcı ise gözyaşlarıyla bakakalır. Durum işte bu kadar basit. Asıl olan kalıcı yabancı sermaye ve yatırımıdır. Bunun kısa vadede gerçekleşmesi ise mümkün görünmüyor.

Türkiye bugün dış ticaret açığı veriyor. Aslında bu kavramın tam karşılığı, Türkiye dış ticarette zarar ediyor. Zarar yerine açık demeyi tercih ediyoruz. İthalatınız ihracatınızdan fazla ise bunun adı bal gibi de zarardır. Üstelik ihracatınız yüzde 80’ler de ithalata bağımlıysa bu zarar daha da tehlikelidir. Yani kafa tuttuğunuz ülkeler size hammadde vermeyi keser, yavaşlatır ya da azaltırsa üretiminiz ve buna bağlı olarak da ihracatınız azalır. İşte o zaman ayvayı yersiniz. Bu durum bugün reel sektörde maalesef yaşanıyor. Üretim için gerekli olan ürünlerin ithalatı zorlaşıyor.

Diğer yandan malınızı en çok satın alan Avrupa ülkeleriyle ilişkilerin gergin olması bu ülkelerle olan ticaretinizi de olumsuz etkiler. Dış ticaret hesapsız kitapsız yapılmaz. Maalesef dış politika yapıcılar, bu gerçekleri bilmeden konuşunca sizin ekonominiz de böyle açık verir. Yani zarar eder.

2020 yılı pandemi nedeniyle bütün dünya için zor geçti. Ama Almanya gibi mali disiplini yıllar öncesinden kurallara bağlayan ekonomiler pandemiyi en az zararla geçirirken, bizde durum böyle olmadı. Kuralsız ve günübirlik ekonomi politikaları ekonominin yaşadığı sıkıntının temel nedenidir.

Sadece faiz ile ekonomiyi bir yere kadar dengede tutabilirsiniz. Üretimin artırılması için acil önlem alınmazsa ve katma değerli üretim artmazsa, sıcak paraya mahkum yaşamaya devam ederiz. Her ayın son haftasını bekler, acaba Merkez Bankası faiz artıracak mı diye tartışırız.

Bankalardaki döviz mevduatının yüzde 28’den yüzde 56’ya çıkması bir sonuçtur. Bu durum vatandaşınızın milli parasına olan güvensizliğinin göstergesidir.

Yani ekonomiye olan güvensizliğidir. Rakamları yazıp çizmek yerine doğru okumak ve anlatmak gerekir.

Aynı şekilde vatandaş yüzde 14.5 olarak açıklanan enflasyon rakamlarına da inanmıyor. Prof. Dr. Veysel Ulusoy hoca ve ENAG grubunun rakamları daha büyük kabul görüyor. ENAG ise enflasyonun yüzde 36 olduğunu açıkladı.

Rakamları görmek istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz ama bu gerçekleri değiştirmez. Önceki yıllarda serbest bölgelerden yapılan ticaret dış ticaret rakamlarına yansıtılmazdı. Son birkaç yıldır serbest bölgelerden yapılan ticaret dış ticaret rakamlarına ilave ediliyor. Bu da hatırı sayılır bir yükselmeye neden oluyor. Bu şekilde sayın cumhurbaşkanına eksik bilgi vermek doğru değildir.

Aynı şekilde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz rezervleri konusunda da yanlış bilgilendirme doların 8.50’lere kadar çıkmasına neden olmuştu. Sayın Naci Ağbal’ın dik duruşu ve kararlılığı ile piyasalarda geçici bir rahatlama oldu. Bu durum da siyasi iktidara ve ekonomi yönetimine reformlar için zaman kazandırdı.

Bütün bunların çözümü ise söylemde kalmayıp eyleme dönüşen bir reformdan geçer. İlk reform ise hukukta yapılmalıdır. İçeriye ve dış dünyaya verilecek hukukun üstünlüğü uygulamaları ve hataları kabul edip vaz geçmek, Türkiye’de ekonomik istikrar için atılacak en önemli adımdır.

Teknolojiye ve Ar-Ge’ye yapılacak yatırımlarla Türkiye’nin 500 milyar doların üzerinde bir ihracat hedefine ulaşabileceğini düşünüyorum. Eğer teknolojiye ve bilime yatırım yapsaydık, Almanya’da Türk bilim insanları tarafından bulunan COVID-19 aşısı ülkemizde üretilecekti. Türkiye bugün dünyaya aşı satacak ve milyarlarca dolar gelir elde edilecekti. 2023 hedefleri de önceden tutturulacaktı. Ama biz hala betona yatırım yapmaya devam ediyoruz. Sonuç ekonomimiz her defasında betona çakılıyor.

Geleceği öngörmek için bilim insanı olmanıza gerek yok. Bilim insanının ve bilimsel düşüncenin önünü açmanız yeterli.