BİR BİLENE SORDUK

Ekonominin Parlayan Yıldızı İhracat

 

ÖMER HALUK TURANLI                                         SEDAT KOCABIYIK

UGM Eğitim Koordinatörü                                   UGM İthalat Grup Müdürü

EKONOMİNİN PARALAYAN YILDIZI İHRACAT

İhracatı artırmak, olası bir ekonomik durgunluğu yenmenin de en etkili yollarından biridir. Üretim yerel ve sığ bir piyasaya sıkışmayacağı için yerel ekonomik durgunlukların etkisi – küresel ölçekte bir durgunluk yaşanmadığı müddetçe – çok fazla hissedilmeyecektir. İhracat sayesinde ülkeler döviz kazanırlar. Dolar dünyanın en önemli para birimidir çünkü rezerv para birimidir. Bu, uluslararası ticaretin dolar veya altın cinsinden gerçekleştiği anlamına gelir. Petrol ve altın gibi temel emtialar yalnızca dolar veya altın cinsinden fiyatlandırılır. İhracat, dolar kazanmanın tek yoludur.

 

İhracatın makro ölçekte belki de en önemli katkısı istihdama olan olumlu etkisidir. İhracat yerli üretim demektir ve yerli üretim de yeni iş imkanları demektir. İhracatın sağladığı doğrudan istihdamın yanı sıra bir de yayılma etkisi vardır. Çalışanlar, alım güçleri arttıkça, kazanımlarını yastık altında saklamak ya da gelecek kaygısıyla harcamalarını kısmak yerine mal ve hizmetleri tüketmek için harcama yapmayı tercih edeceklerdir. Bu da daha fazla mal ve hizmet üretimini gerektirecek ve dolayısıyla daha fazla istihdam yaratılmasına yol açacaktır. Sonuç olarak tüm ekonomi gelişecektir.

 

Asıl önemli olan ve karlılığı ifade eden “ihracatın kilo başına değeri, diğer bir deyişle ihracatın katma değeridir ve asıl artması gereken rakam da” budur. TİM verilerine göre Türkiye’nin ihracatı son 5 yılda değer bazında yüzde 20 civarında artış gösterdiği halde, ihracatta kilo başına birim fiyat yaklaşık yüzde 15 düşmüştür. 2014 yılında son 15 yılın en üst seviyesi olan 1,59 dolardan, 2018 yılında 1,28 dolara kadar gerilemiş, sonrasında düşüş daha da hızlanmış ve 2020 itibariyle yine son 15 yılın en düşük seviyesine, 1,01 dolara gerilemiştir.

 

 

Ticaret, “eşyaların üretiminden tüketimine kadar geçen evrelerde, ekonomik değer taşıyan başka bir eşya ya da para ile değiştirilmesi bir başka deyişle alış ve satışı anlamında”  kullanılmaktadır. Ticaret ilk zamanlarda takas yoluyla yapılmakta iken paranın bulunmasıyla takas, yerini günümüzdeki ticaret yöntemlerine bırakmıştır.

 

Ticaret, “mal ticaretinin yanı sıra, para, hizmet, veya bilgi ticaretini de” kapsamaktadır. Ticaret kavramı ilk olarak 15’inci Yüzyıl’da ortaya çıkmıştır. Fakat, 18’inci Yüzyıl’da uzak ticaretin ve kentsel ticaretin gelişmesiyle ortaya çıkan “tüccar birliği, ticarethane, ticaretçi ya da ticari” gibi kavramların arkasında kalmıştır. Bu gelişmelerle birlikte günümüz ticaretinin temellerinin atıldığı söylenebilir.

 

Ticaretin çıkış nedeni, insanın ihtiyaçlarını karşılama arzusudur. Yıllar içerisinde iç ticaretin gelişmesinden sonra, denizaşırı ülkelerle ticaret yapma yolları aranmaya başlanmıştır. Bunun bir sonucu olarak ticaret yolları ortaya çıkmıştır.

 

TİCARET YOLLARI DÖNEMİ…

Ticaret yolları ülkeler arası güzergâhlar olup, ticaret mallarının nakliyesi için kullanılmıştır. Ticaret yollarının en çok bilinenleri ise İpek Yolu, Baharat Yolu, Tuz Yolu, Kral Yolu ve Kürk Yolu’dur. Bunlardan İpek Yolu, dünyanın en uzun ve belki en ünlü ticaret yollarından bir tanesidir. İpek Yolu, Çin’den başlayarak Orta Asya ülkelerini geçerek hazar denizine ulaşmış ve buradan bir kolu ile Suriye’ye diğer kolu ile İran’a oradan Anadolu topraklarına oradan ise Avrupa’ya ulaşan bir yol olmuştur.

 

PULUSULANIN İCADI VE DENİZCİLİK…

12’nci Yüzyıl’da pusulanın icadıyla birlikte ticaret yolları önemi yitirmeye başlamış, sonrasında denizcilik gelişmiştir. Osmanlı’nın ve diğer ülkelerin ticaret yollarında uyguladığı yüksek vergiler de denizyolu ticaretinin gelişmesinde bir etken olmuştur. Ancak, bu gelişmeleri sadece bu etkenlere bağlamamak gerekir.

 

Ticaretin amacının kar elde etmek olduğu düşünüldüğünde, tüccarlar daha fazla kar elde etmek için “yeni ticaret yolları aramaya” başlamışlardır. Bunun etkisiyle 15 ve 16’ncı Yüzyıllarda coğrafi keşifler başlamıştır. Kristof Kolomb’un 1451 ila 1506 yılları arasında “karlı bir baharat ticareti yapmak” hedefiyle kısa yoldan Hindistan’a ulaşmak için yola çıkması; ancak “Hindistan yerine Amerika kıtasına varması” bu duruma verilebilecek güzel bir örnektir.

 

ANLAŞMALAR VE BİRLİKLER…

Tabi bu gelişmelerin hepsi ticaret yapış biçimlerini etkilemiştir. Geçmişten günümüze doğru bakıldığında “eşyaların, hizmetlerin ve bilginin daha erişilebilir olması adına birçok çalışma yapıldığı” görülmektedir. Ülkeler sonraki yıllarda, kendi aralarındaki ticaretin gelişmesi ve daha düşük vergi avantajıyla “ham madde, yarı mamul ve mamullere ulaşabilmek için” anlaşmalar imzalamış, birlikler kurmaya başlamışlardır. Bu sayede, bir ülkede üretimi bulunmayan bir ham madde ya da mamul diğer bir ülke pazarına daha düşük maliyetlerle girebilecektir.

 

İTHALATI EN AZA İNDİRİP İHRACATI ARTIRMAK…

Ticareti iç ve dış ticaret olarak ikiye ayırabiliriz. Bir ülkenin kendi iç pazarlarına yönelik olarak yapılan alım ve satımları iç ticareti ifade etmektedir. Dış ticaret ise, ülkeler arasında yapılan ticaret olarak ifade edilmektedir. Ülkelerin dış ticaret politikaları incelendiğinde, en önemli hedeflerden bir tanesinin ithalatı en aza indirip ihracatı artırmak olduğu görülmektedir. “İhracat ürünlerinin ve pazarlarının çeşitlendirilmesi” ülkelerin en önemli dış ticaret politikalarından biri olmuştur. İhracatta çeşitlendirme, ihracat yapan ülkelerin ihraç ürün sayısını ve ihracat yaptığı ülke sayısını artırmasıdır.

 

PANDEMİDE SIĞLAŞIP DARALAN İÇ PİYASA İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR ALTERNATİF…

Türkiye’de de ihracatın önemi her geçen gün daha da artmaktadır. Ülkemiz 1980 yılı sonrasında ithalata dayalı üretim modelinden vazgeçerek, ihracata dayalı sanayileşme stratejisine geçmiştir. Sonrasında mal, hizmet ve sermaye hareketlerinde bir serbestleşme söz konusu olmuştur.  Ancak, ekonomik istikrar sağlanamadığından istenilen sonuçlar alınamamış 1994 ve 2001 finansal krizleri yaşanmıştır. Günümüzde ise ihracat, “2019 yılından bu yana tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi döneminde iyice daralıp sığlaşan” iç piyasa için çok önemli bir alternatif haline gelmiştir.

 

Peki, niye ille de ihracat? İsterseniz sebeplerine mikro ve makro açılardan yani şirketler ve devletler açısından kısaca bir göz atalım.

 

ŞİRKETLER AÇISINDAN İHRACATIN AVANTAJLARI…

Şirketler açısından ihracatın avantajlarını şöyle sıralayabiliriz;

  • Genel satışların ve dolayısıyla kârlılığın artması.
  • Yapılan işin kapsamının artması ve beraberinde yurt içi piyasada da daha rekabetçi hale gelinmesi.
  • Genel giderler ve nakliye maliyetlerinde azalma.
  • Ülkeler arasında uygulanan ticaret anlaşmaları sayesinde azalan ticari engeller ya da kolaylaşan prosedürlerden faydalanılması.
  • Tek bir iç pazara olan toplam bağımlılığın azalması.
  • Müşteri tabanının genişlemesi ve yaygınlaşması.
  • Mevcut ürün yelpazesinin yaşam döngüsünün artması.
  • Mevsimsel ürün kullanımının ve piyasa dalgalanmalarının azalması sayesinde daha dengeli bir üretim programı ve satış performansı elde edilmesi.
  • İç ekonomideki olası daralmalardan daha az etkilenilmesi ya da hiç etkilenilmemesi ve bu sayede kapasite fazlasını değerlendirebilme, istihdamı koruyabilme.
  • Dünya çapındaki pazarlara erişimi önemli ölçüde artıran ve iç ticarette faydalanma imkanı bulunmayan avantajlı ve çok çeşitli finansman enstrümanlarından faydalanma imkanı.
  • İnternet ve diğer teknolojik gelişmelerden ve ticari anlaşmalardaki gelişmelerden yararlanma imkanı.
  • Enflasyonun olası zararlarından ve kurlardaki dalgalanmalardan korunma.

 

Görüldüğü gibi ihracat, her büyüklükteki işletme için kazançlı olabilir. Ortalama olarak, satışlar daha hızlı büyür, daha fazla iş hacmi yaratılır ve işverenin tercihi doğrultusunda çalışanlar ihracat yapmayan firmalara göre daha fazla kazanır. Daha fazla tüketiciye ve işletmeye erişim sayesinde sadece iç ticaret yapanlara oranla, işlerin dünya çapında genişleme ve kazanılabilecek toplam potansiyel karı artırma imkanına sahip olunur. Katlanan pazar fırsatları sayesinde yerel ekonomi bocalamaya başlasa bile, mal ve hizmetler için hala büyüyen başka pazarlar olacaktır ve yerel ekonominin etkileri minimumda kalacaktır. Mal ve hizmetler için iç pazar doymuş görünse dahi dünyanın diğer bölgelerinde yeni pazarlar bulma imkanı ile mal ve hizmetlerin yaşam döngüsü uzayacaktır.

 

Mikro ölçekteki kümülatif iyileşme o ekonominin geneline de yansıyacaktır ve makro ölçekte de aşağıdaki avantajlar gündeme gelecektir.

 

MAKRO ÖLÇEKLİ AVANTAJLAR…

Bunlardan ilki, ihracatın, David Ricardo’nun “Karşılaştırmalı Üstünlük” teorisinde bahsettiği avantajların kullanılmasına, dezavantajların bertaraf edilmesine imkân tanımasıdır.

Buna göre, bir ülke her zaman göreceli maliyet avantajı olan ürünleri üretip ihraç etmeli, dezavantajlı ürünleri ise ithal etmelidir. Bu kavram sadece maliyet açısından ele alındığında bazı problemleri de beraberinde getirecektir ama konuya bir de kaynaklar açısından bakarsak daha anlamlı hale gelecektir.

 

Bazı ülkelere bazı doğal kaynaklar bahşedilmişken, diğerlerinin emrinde farklı kaynaklar vardır. Örneğin Suudi Arabistan petrol zengini bir ülkedir ama bundan başka doğal kaynağı da yoktur. Kendi tüketimi için kullanabileceğinden çok daha fazla petrolü olduğu için ihtiyaç fazlası petrolünü satarak müreffeh bir yaşam sürmesini sağlayan ihracattır. Petrol ihracatından elde ettikleri gelirlerle doğal kaynakları elvermediği için üretemedikleri ürünleri ithal ederler. Benzer şekilde, en yüksek çalışan nüfusa sahip Hindistan ve Çin gibi ülkeler de mal değilse de işgücü hizmetlerini ihraç etmektedir. Bu nedenle bir ülkenin temel yetkinliklerini ve kaynaklarını tanıması ve bunları ihraç etmeye odaklanması önemlidir.

 

Bir başka avantaj, ihracatın GSYH’ya (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) olumlu etkisidir. GSYH bilindiği üzere “belirli bir zaman aralığında üretilen tüm nihai ürünlerin, piyasa değerindeki ekonomik ölçüsüdür”; dolayısıyla “ekonomik büyümeyi ifade etmek için kullanılan” bir kavramdır.

 

İHRACATIN GSYH’YA ETKİSİ…

GSYH =  özel tüketim + yatırım + devlet harcamaları + net ihracat (ihracat - ithalat) şeklinde formülleştirilebilir. Formülden de görülebileceği üzere, artan net ihracat doğal olarak GSYH’ya da pozitif yönde etki edecektir.

 

İhracatın ekonomik büyümeye etkisi ekonometrik açıdan da araştırma konusu olmuş ve neredeyse 1960 yılından bu yana çeşitli dönem aralıkları için “Granger Nedensellik Testleri” uygulanmıştır. Tüm zaman aralıkları için yapılan çeşitli testlerin sonuçları birbirlerine benzer olmuş ve tüm bu sonuçlar ihracattan ekonomik büyümeye doğru bir nedensellik ilişkisi olduğuna işaret etmiştir.

 

İHRACAT, YERLİ ÜRETİM DEMEKTİR

İhracatın makro ölçekte belki de en önemli katkısı istihdama olan olumlu etkisidir. İhracat yerli üretim demektir ve yerli üretim de yeni iş imkanları demektir. Dolayısıyla ihracat, ülkedeki istihdamın artmasına neden olmaktadır. İhracatın sağladığı doğrudan istihdamın yanı sıra bir de yayılma etkisi vardır. Yayılma etkisini şu şekilde tarif edebiliriz; çalışanlar, alım güçleri arttıkça, kazanımlarını yastık altında saklamak ya da gelecek kaygısıyla harcamalarını kısmak yerine mal ve hizmetleri tüketmek için harcama yapmayı tercih edeceklerdir. Bu da daha fazla mal ve hizmet üretimini gerektirecek ve dolayısıyla daha fazla istihdam yaratılmasına yol açacaktır. Sonuç olarak, tüm ekonomi gelişecektir. Ekonomistler bu noktayı açıklarken sıklıkla Çin örneğini aktarırlar. Çin'de ihracata yönelik politikaların devreye girmesiyle işsizlik oranı önemli ölçüde düşürülmüştür.

 

EKONOMİK DURGUNLUĞU YENMENİN EN ETKİLİ YOLLARINDAN BİRİ…

İhracatı artırmak, olası bir ekonomik durgunluğu yenmenin de en etkili yollarından biridir. Üretim yerel ve sığ bir piyasaya sıkışmayacağı için yerel ekonomik durgunlukların etkisi – küresel ölçekte bir durgunluk yaşanmadığı müddetçe – çok fazla hissedilmeyecektir.

Son olarak, ihracat sayesinde ülkeler döviz kazanırlar. Dolar dünyanın en önemli para birimidir çünkü rezerv para birimidir. Bu, uluslararası ticaretin dolar veya altın cinsinden gerçekleştiği anlamına gelir. Petrol ve altın gibi temel emtialar yalnızca dolar veya altın cinsinden fiyatlandırılır.

 

İhracat, dolar kazanmanın tek yoludur. Bu nedenle ihracatın bir ulusun ödeme gücü için hayati olduğu düşünülmektedir. Gelişen bir ekonomi, doların yokluğunda aniden sıkıntıya girebilir. Bunun nedeni, temel malların ithal edilemeyecek duruma gelinmesi olabileceği gibi olası borçların yerel para biriminde yaşanacak bir devalüasyon karşısında durduğu yerde çoğalması da olabilir. Bu nedenle ihracat, ekonominin can damarı olarak kabul edilir ve dünyanın her yerindeki hükümetler ihracatı teşvik etmek için çeşitli önlemler alır ve politikalar belirlerler.

 

İHRACATTA KARLILIĞI KİLO BAŞINA DEĞER BELİRLİYOR

İhracatla ilgili bu detaylara değindikten sonra şunu da belirtmek gerekir ki, ihracat kârlı yapılması gereken bir faaliyettir. Bu son derece basit bir mantıktır aslında. Her türlü ticari faaliyette olduğu gibi ihracatta da karlılık önemlidir. Tabiri caizse “sürümden kazanmak” gibi bir mantık ihracat cirosunu artırmaya yarasa dahi, asıl önemli olan ve karlılığı ifade eden ihracatın kilo başına değeri, diğer bir deyişle ihracatın katma değeridir ve asıl artması gereken rakam da budur.  

 

Buradan hareketle son dönemde artış trendine giren ihracatımızın da röntgenini çekip, ihracat özelinde, cari açık, katma değerli üretim, v.b. kavramlar ışığında, nicelik mi yoksa nitelik mi sorusuna ve dolayısıyla artan ihracatın ve kırılan rekorların gerçekten ne anlama geldiğine yanıt arayalım.

Aslında sorunun cevabı belli. Tabii ki önemli olan niteliktir. Türkiye, son yıllarda ihracatta yükselen bir grafik çizerek döviz girdisini artırmaktadır ancak bu artış ürün fiyatının değerlenmesiyle ya da yüksek teknolojili ürün ihracatıyla değil yüksek miktarda ve düşük fiyatla satış yaparak yani yukarıda da belirttiğimiz üzere bir nevi “sürümden” sağlanmaktadır.

 

İHRACAT SON 5 YILDA DEĞER BAZINDA YÜZDE 20 ARTARKEN…

TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) verilerine göre Türkiye’nin ihracatı son 5 yılda değer bazında yüzde 20 civarında artış gösterdiği halde, ihracatta kilo başına birim fiyat yaklaşık yüzde 15 düşmüştür. 2014 yılında son 15 yılın en üst seviyesi olan 1,59 dolardan, 2018 yılında 1,28 dolara kadar gerilemiş, sonrasında düşüş daha da hızlanmış ve 2020 itibariyle yine son 15 yılın en düşük seviyesine, 1,01 dolara gerilemiştir.

 

Kaynak : TİM

Aynı dönemde ihracatın kilogram fiyatı Japonya ‘da 3,86 $, Almanya’da 3,68 $, İtalya’da 3,21 $, G.Kore’de 2,70 $ ve Polonya’da 1,87 $ olarak gerçekleşmiştir.

 

AYLIK, ÇEYREKLİK, 6 AYLIK VE YILLIK İHRACATTA REKOR…

Yine TİM’e dönelim ve “İhracatta Dört Dörtlük Rekor” başlıklı habere bakalım. Habere göre 2021 Haziran’ında Türkiye'nin ihracatı, geçtiğimiz yılın aynı ayına göre, yüzde 47 artışla, 19 milyar 773 milyon dolara ulaştı. İhracat, 2020’nin aynı dönemlerine göre 2021 yılı ikinci çeyreğinde ise yüzde 70 artışla, 55 milyar 38 milyon dolar; yılın ilk yarısında yüzde 40 artışla, 104 milyar 982 milyon dolar; son 12 ayda 199 milyar 567 milyon dolar ihracat gerçekleştirerek tarihi rekorlar kırdı. Bu gelişmeler doğrultusunda ihracat, aylık, çeyreklik, 6 aylık ve yıllık ihracat rekorlarını kırarak son 12 ayda 200 milyar dolar sınırına dayandı. Bu yazının kaleme alınma sebebi de olan bu güzel niceliksel gelişmeleri bir de niteliksel olarak incelersek bakalım yüzümüz yine de gülecek mi?

 

DAHA FAZLA SATIYORUZ AMA DAHA AZ KAZANIYORUZ…

Aslına bakarsanız derinlemesine inceleme yapmaya gerek dahi olmadan, sadece ihracattaki kantitatif artış ile ihracatın kilo başı birim kıymetindeki azalış trendine bakarak bir sorun ile karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün. En basit ve açık söylemle daha fazla satıyoruz ama daha az kazanıyoruz. Peki ihracatı döviz kazanmak için yapmıyor muyuz? Eğer daha çok sattığımız halde daha az kazanıyorsak buna sevinmeli miyiz?

Ortalama ihracat kilogram fiyatı böyleyken, sektörel bazda durumun nasıl olduğuna bakmak da gerekir. 

Kaynak : TİM

YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜREN SEKTÖRLER DE VAR AMA…

Görüldüğü üzere yüzümüzü güldüren sektörler de var ama ne yazık ki bunların sayısı çok az. Bizce daha da üzücü olan detay ülkemizin iklimine ve topraklarımızın verimliliğine rağmen tarım, gıda ve hayvancılık sektöründeki azalıştır. Kendi kendine yetebilen sayılı ülkelerden biri mottosuyla büyümüş bir nesil için düşündürücü bir tablo.

 

İhracatın bizi sevindirebilmesi için tek etken ihracatın kilogram fiyatı değil, aynı zamanda cari açık olarak bildiğimiz ithalatın ihracattan fazla vermesi durumu ya da bir başka tabirle ihracatın ithalatı karşılama oranı da önemli bir başka kriterdir. Yukarıda GSYH’nın formülünü vermiştik, söz konusu formül itibariyle ithalatın ihracattan fazla olması doğal olarak GSYH’nın da azalmasına sebep olan bir faktördür.

 

2020 DIŞ TİCARET AÇIĞI 49,9 MİLYAR DOLAR…

Bu konudaki rakamlara da kısaca göz atmak gerekirse, Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2020’de Türkiye’nin ihracatı yaklaşık olarak 169,5 milyar dolar olarak gerçekleşmiş, İthalat ise 219,4 milyar dolar olarak kaydedilmiştir. Bu rakamlara göre 2020’de dış ticaret açığı 49,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve yine Ticaret Bakanlığı verilerine göre ihracat 2020’de bir önceki yıla göre yüzde 6,3 gerilemiş, buna karşın ithalat 2020’de yüzde 4,4 artış kaydetmiş ve dış ticaret açığında ise yüzde 69,1’lik artış kaydedilmiş. Aşağıdaki tabloda ihracatımız arttığı halde azalan değer yüzünden cari açığın nasıl yükseldiğini detaylı rakamlarla görmek de mümkün:

 

 

Kaynak : TÜİK

 

MAKRO ÖLÇEKTE KÜMÜLÂTİF GELİR KAYBI VAR…

Buradan da şu sonuca varmak mümkün gözüküyor:  Yapılan ihracat mikro ölçekte ilgili üretici/ihracatçıya gelir kazandırıyor olabilir ama makro ölçekte baktığımızda kümülatif bir gelir kaybından bahsetmek mümkün. Hatta ihracatın teşvik edilmesi için oluşturulan onca fonlar ve dağıtılan hibe ve destekleri göz önüne aldığımızda bu durum belki sosyal bir adaletsizlik olarak bile karşımıza çıkabilir. Keza bahsi geçen fonlar hazine kaynaklı yani toplanan çeşitli vergilerle bu imkanlar sağlanıyor. Sorun ise bu vergi ve fonların toplumun her kesiminden toplanıyor ama sadece belirli bir kesimine kullandırılıyor olması. Yani bu fonlar hem çalışan kesimin hem de üretim yapan kesimin (ihracat yapanlar + ihracat yapmayanlar) gelir ve harcamalarından toplandığı halde, toplanan kaynakların sadece ihracat yapan bir kesime aktarılması gibi bir manzara var önümüzde.

 

İHRACAT İTHALATI DA ARTIRINCA CARİ AÇIK KISIR DÖNGÜYE GİRİYOR

Ayrıca sağlanan teşviklerin bir kısmı da ithalatın muafiyetli bir şekilde yapılması olarak uygulanıyor ki; bu durum hem ithalatı daha da artırıyor hem de devletin ithalat vergilerinden ya da muadil ürünlerin yurt içinden temininde oluşması muhtemel vergilerden sağlayacağı geliri azaltıyor. Bu yönüyle artan ihracat beraberinde ithalatı da artırıyor ve cari açık bir kısır döngüye girmiş oluyor.

 

Bu bilgiler sonrasında akla herhalde “O zaman ne yapılması lazım?” sorusu geliyordur. Bu sorunun en bariz ve en mantıklı yanıtı, ikinci tablodan da anlaşıldığı üzere, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürün üretip ihraç edilmesi gerektiğidir. Tabii bunu gerçekleştirmek, söylemek kadar kolay değil ama yine de olması gereken bu.

 

YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRÜNLERİNİN İHRACATTAKİ PAYI YÜZDE 3

Ocak – Temmuz 2021 TÜİK verilerine bakarsak imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payının yüzde 94,5 olduğunu görüyoruz. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı ise ancak yüzde 3,0 oranında gerçekleşmiş.

Kaynak : TÜİK

 

SEÇİCİ İTHAL İKAMECİ SANAYİLEŞME…

Bu konuyla bağlantılı bir diğer önlem de “Seçici İthal İkameci Sanayileşme” sisteminin uygulanması olabilir. Türkiye’nin üretim yapısında ithal girdi belirleyici bir rol oynamaktadır ve nihai mal üretimi çoğunlukla ara mal ve sermaye mallarının dışarıdan ithal edilmesiyle sağlanmaktadır. İhracatın lokomotifi olarak da bilinen otomotiv sanayisini bu duruma uygun bir örnek olarak vermek mümkün.

 

Diğer taraftan kullanılan girdilerin yurt içindeki üretici firmalardan sağlanması, oluşturulan katma değerin de ülke içinde kalmasını sağlayacak, bu sektörlere yapılacak yatırımlarla rekabet güçleri de artacaktır.

 

Bu durum daha önce değindiğimiz cari açığın büyümesine de katkıda bulunmaktadır. Ayrıca ara mal ithalatı üretimin, girdinin tedarik edildiği ülke veya bölgelerdeki belirsizliklerden ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmalardan da etkilenmesine yol açacaktır. Buna en güncel örnek yakın geçmişte yaşadığımız çip krizidir.

 

ÇİP KRİZİ VE SONUÇLARI…

Pandemi yüzünden, salgın döneminde insanların evlere kapanması, eğitim, iş ve eğlence faaliyetlerini evden yapması bilgisayarlar, akıllı cihazlar, tablet ve oyun konsollarının kullanımını artırdı. Elektronik eşyaya olan talep artışı ve pandemi sırasında üretim bantlarını durduran otomotiv sektörünün bir girdi olarak kullandığı çip talebinin, tüketici elektroniği sektörüne kayması, çip talebinde genel bir patlamaya sebep oldu ve talep üretimi aşmaya başladı. Pandeminin etkilerini planlanandan daha önce atlatan otomotiv sektörü, üretime başladığında ise çip bulamamaya başladı ve bu da otomotiv sektöründeki çip krizine yol açtı.

 

Çip teknolojisi günümüz araçlarında o kadar önemli bir yer tutuyor ki, çip krizinin dünyadaki otomobil üretimini 2021 yılının ilk yarısında 2-4 milyon adet arasında düşürmesi öngörülmüştü. Bu döneme ait global satış rakamları da bu öngörüyü haklı çıkarır nitelikte gözüküyor. Örneğin General Motors geçtiğimiz aylarda yaptığı bir açıklamada, 2021 model araçlarının bazılarında, tüketicinin tercihini önemli derecede etkileyen ‘start-stop’ özelliği olmadan üretim yapacağını duyurdu.

TEMMUZDA ARA MALLARIN TOPLAM İTHALATTAKİ PAYI YÜZDE 77,8…

Çip üretimi ABD ve Güney Kore’nin tekelinde olan bir üretim. Yukarıdaki önerimize dönecek olursak, eğer çip üretebilen bir ülke olsaydık, böyle bir krizde ne gibi bir fırsatla karşılaşmış olacağımızı düşünün? Sizce de çip üretmek, katma değeri nispeten daha düşük olan araba üretmekten daha verimli değil mi? Ya da soruyu şöyle de sorabiliriz, otomobil mi üretmeyi tercih edersiniz yoksa kullanım alanı neredeyse sınırsız olan çip üretmeyi mi? Kaldı ki yine TÜİK verilerine göre temmuz ayında ara mallarının toplam ithalattaki payı yüzde 77,8 olarak gerçekleşmiş. Bunun beraberinde sermaye mallarının (üretimde yer alan makine, alet, bina, bilgisayar v.b. ekipmanlar) payı yüzde 12,9 ve tüketim mallarının payı yüzde 8,9 olmuş.

2021 Ocak-Temmuz döneminde ise bu oranlar ara malları için yüzde 76,0, sermaye malları için yüzde 14 ve tüketim malları için yüzde 10,0 olarak gerçekleşmiş.

 

Sadece bu rakamlara bakarak ve ihracat rakamlarına bakmadan dahi üretimimizin ithalata ne kadar bağımlı olduğunu, ara mal, katma değerli mal ve yüksek teknolojili ürün üretim ve ihracatının önemini anlamak mümkün.

 

Kaynak : TÜİK                            

 

Hazır istatistiki veriler üzerinden konuşuyorken, yaptığımız ihracat çerçevesinde dünya sıralamasında nerelerde olduğumuza da bir bakalım istedik. Örneğin yine TÜİK’e göre temmuz ayında en çok Almanya’ya ihracat yapmışız. Peki Almanya en çok kimden ithalat gerçekleştirmiş, diğer bir deyişle Almanya bizim için birinci olmuş ama acaba biz Almanya’nın ticaretinde kaçıncıyız?

 

Bu sorunun cevabını da 2020 yılı verilerinden yola çıkarak cevaplandırdık ve aşağıdaki tablo ile karşılaştık.

 

Kaynak : www.trademap.org

 

EN FAZLA İTHALAT YAPAN ÜLKELERDE TÜRKİYE’NİN PAYI…

Bu tabloda 2020 yılında dünyada tüm ürünlerde en fazla ithalat yapan 20 ülke ve bu ülkelerin ürün aldığı ihracatçılar içinde Türkiye’nin kaçıncı sırada olduğu, ihracat hacmi ve payı gösterilmektedir. Bu verilere göre 2020 yılında dünyanın en çok ithalat yapan ülkesi olan Amerika’ya ihracat yapan 29’uncu ülke olmuşuz. Tabloda yer verdiğimiz en fazla ithalat yapan ilk yirmi ülkenin toplamında da ortalama olarak 30’uncu sıradayız. Bizce bu sıranın da daha yukarılara taşınması yine teknoloji yoğun ürün ihracatı ile mümkün olacaktır.

 

DIŞ TİCARETİN KOLAYLAŞTIRILMASI ELİMİZİ RAHATLATABİLİR…

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi üretim içeriğini değiştirmek öyle kolaylıkla gerçekleştirilebilecek bir değişim değil. Dolayısıyla dış ticaretin kolaylaştırılması elimizi rahatlatabilir. Bu bağlamda Ticaret Bakanlığı çeşitli yenilikler getirmekte, pratik uygulamaları sisteme dahil etmektedir. Varış öncesi gümrükleme, OKSB (Onaylanmış Kişi Statü Belgesi) ve özellikle de dünya genelinde standart sağlayan ve içeriğinde büyük avantajlar sunan YYS (Yetkilendirilmiş Yükümlü Sertifikası) gibi uygulamalar bu kolaylıklar için verilebilecek güzel örnekler.

 

POSTA VE HIZLI KARGO TAŞIMACILIĞIYLA İHRACAT…

Bir diğer pratik uygulama da “Mikro İhracat” olarak da bilinen Posta ve Hızlı Kargo Taşımacılığı ile yapılan ihracat.

Mikro ihracat özellikle de gelişen teknoloji ile geleneksel ticaret süreçlerinden oldukça önemli miktarda rol çalmaya başlayan e- ticaret süreçlerinin önemli bir parçası olarak gündeme gelmektedir.

 

Nitekim 2014 yılında dünyada 1.366 trilyon dolar olarak gerçekleşmiş olan e-ticaret işlem hacmi 2020 yılında 7 trilyon dolar civarına ulaşmıştır. Buradan hareketle, devletlerin de daha pratik ve yeni süreçleri devreye almasıyla ticaret yapış biçimindeki geleneksel anlayıştan dijital ağırlıklı platformlara geçişin daha da ivmeleneceği açıkça görülmektedir.

 

Global ölçekte e-ticaret gelişmeleri bu durumdayken ülkemizde ise, e-ticaret, Ticaret Bakanlığı verileri doğrultusunda Haziran-Aralık 2020 dönemi için, yani 6 aylık bir dönem için, 108 milyar 71 milyon dolar olarak gerçekleşen net ihracat rakamı içinde, 1 milyar 421 milyon dolarlık bir paya sahip olmuş ve genel ihracata oranı yüzde 1,3 seviyesinde gerçekleşmiştir.

 

Mikro ihracat sadece e-ticaret için kullanılan bir yenilik değil tabi ki. Yoğun ve karışık dış ticaret operasyonlarıyla uğraşmayı gerektirmeyen, dolayısıyla gümrük işlemlerinin daha kolay yürütüldüğü, toplu gönderilerin daha ucuza taşınarak iade maliyetlerinin azalmasını sağlayan ve nakliye ücretinden başkaca bir bedel ödenmesine gerek bırakmayan basit, hızlı ve pratik yapısıyla, KDV iadesi imkanından da faydalanmaya imkan tanıyan mikro ihracat, özellikle küçük ölçekli üretici ya da ticaret erbabının ya da saydığımız bu olumsuzluklar yüzünden ihracat yapmayı hiç düşünmeyenlerin ve yapmaktan kaçınanların imdadına Hızır gibi yetişen bir uygulamadır.

 

300 kilogram ve 15.000 Avro’ya kadar olan malların kolaylıkla ihracatını sağlayan bu uygulamanın bir başka önemli avantajı da tam mükellef gerçek kişilerin yapacakları ihracat işlemleri kapsamında elde edecekleri kazancın yüzde 50’sinin, ilgili kriterler dahilinde gelir vergisinden muaf olmasıdır.

 

MİKRO İHRACATIN GENEL İHRACATA ORANI…

E-ihracatın geliştirilmesine ve teşvik edilmesine yönelik çalışmaların hız kesmeden devam ettiği düşünüldüğünde, ülkemizde de e-ihracat hacminin ve buna bağlı olarak mikro ihracatın genel ihracata oranının her geçen sene daha fazla artacağını tahmin ediyoruz.

 

Gelecekte ticaret ve iş yapış biçimlerimizin nasıl bir ivme kazanacağı, nasıl bir hale evrileceği, ne gibi yeni iş fırsatlarının, ne tür yeni mesleklerin karşımıza çıkacağını gelişen teknoloji belirleyecek gibi gözüküyor. Tüm bu ilerlemeler ve yenilikler, her sektörde olduğu gibi e-ticarette de eğitim ve uzmanlaşma gerekliliğini doğuruyor. Bu alanda çeşitli platformlarda ve ticaret bakanlığı e-ticaret platformunda eğitimler yer alıyor. Bakanlık tarafından verilen eğitimlerin ve bilgilendirmelerin e-ticaret ile uğraşmak isteyenlere ulaşabilmesi ve daha etkili olabilmesi açısından kapsamının genişletilmesinin gerektiği de çok açık.

 

Bizim tüm bu gelişmelere ve dünya ticaret trendine adapte olup olamayacağımızı da sanırız zaman bize gösterecek.