Hüseyin Cahit SOYSAL

Yönetim Kurulu Üyesi

 

Gümrük ve gümrük vergisi kavramları yüzyıllardan beri var olan bir kurumu ve vergiyi ifade ediyor. Örneğin İstanbul’un “Karagümrük” semti, surlarla çevrili kentin “Edirnekapı” kapısına kara yoluyla gelen eşya için kurulmuş olan gümrük idaresi nedeniyle bu adı alıyor. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nda hem yabancı eşyadan hem de İstanbul’a getirilen yerli eşyadan da gümrük vergisi alındığını unutmamak gerekiyor. İşte o tarihlerde Karagümrük’te yapılan işlemlerin bugün Muratbey ve Erenköy Gümrük Müdürlüklerinde yapıldığını biliyoruz.

Yine yüzyıllardan beri dünyada gümrük işlemlerini takip eden bir meslek grubu da oluşuyor ve Osmanlı’da bunlar “gümrük komisyoncusu” olarak anılıyor. Yirminci yüzyıl başlarında, gümrüğe arz edilen eşya muayene memuru tarafından kontrol ediliyor ve buna ilişkin bilgiler bir deftere kaydedildikten ve yine muayene memuru tarafından hesaplanan gümrük vergileri tahsil edildikten sonra, eşya sahibine teslim ediliyordu. Doğal olarak tüm iş yükü gümrük memurlarına yüklendiğinden ithalat işlemleri de gecikiyordu.

Fransa’da inceleme yapan zamanın yöneticileri, gümrük komisyoncularına daha fazla sorumluluk yüklemeye karar veriyor. Buna göre beyanname sistemine geçilecek, mükellefin veya onun temsilcisi gümrük komisyoncusunun doldurduğu form beyanname tescil edilerek muayene memuruna sevk edilecek, muayeneyi ve vergi tahakkukunu tamamlayan muayene memuru beyannameyi vezneye sevk edecekti. Yeni sistem gümrük komisyoncusuna daha fazla işlev yüklediğinden, gümrüklerde iş takip eden bu meslek grubunun da daha nitelikli ve idarenin kontrolü altında hizmet verecekti.

İlk olarak, Rüsumat Emaneti tarafından yayımlanan 25.06.1909 tarihli 252 sayılı Tamim’de gümrük komisyoncularının gümrük idaresinden ruhsatname almaları gerektiği; ruhsatname almayanların 01.07.1909 tarihinden itibaren gümrüklerde iş takip edemeyecekleri bildiriliyor. Aynı tarihte yürürlüğe giren ve gümrük komisyoncularının statülerini belirleyen Talimatname ile bunların görevleri, sorumlulukları ve mükellefiyetleri sıralanıyor.

14.08.1009 tarihli Nizamname ile gümrüklerde beyanname sistemine geçiliyor ve beyannamelerin belli bir formda idarece bastırılıp dağıtılması 29.01.1901 tarihinde gerçekleştiriliyor.

Cumhuriyet döneminde 16.01.1924 tarihinde yeni bir “Gümrük Komisyoncuları Talimatnamesi” yayımlanıyor. Buna göre, gümrük komisyoncusu olacaklarda aranan şartlar, mesleğe giriş sınav koşulları belirtiliyor. Talimatnamede ruhsatname alamayanların mesleği icra edemeyecekleri belirtiliyor.

İlk defa, 10.06.2027 tarihli 1093 sayılı “Gümrük Komisyoncuları Kanunu” ile meslek mensupları mesleğe giriş, görev, yetki ve sorumlulukları ayrıntılı olarak düzenleniyor. Buna göre, gümrük komisyoncusu olabilmek için;

  • Türk olmak
  • 20 yaşını ikmal etmiş olmak
  • Türkçeyi layıkıyla söylemek ve yazmak
  • Sari maraz ile malül olmamak (bulaşıcı hastalık ile sakat olmamak)
  • Hileli iflas ile mahkumiyeti olmamak
  • Gümrüğe taallük eden kavanın, nizamat ve mevzuata vukfunu bilimtihan isbat eylemek lazımdır. (Gümrüğe ilişkin talimat ve yönetmeliklere vakıf olduğunu sınav vererek kanıtlamak gerekmektedir.)

 

1093 sayılı Gümrük Komisyoncuları Kanunu’nda meslek mensuplarının örgütlenmeleri konusunda herhangi bir hüküm yer almamakta idi. 1960 ihtilali ve peşinden yürürlüğe giren yeni Anayasa ile sivil toplum örgütlenmesi yönündeki hükümler anayasada yer alıyor. Bu rüzgârdan da yararlanılarak hazırlanan 1615 sayılı Gümrük Kanunu 01.02.1973 tarihinde yürürlüğe giriyor. Anılan Kanunun 166 ila 173 üncü maddelerinde gümrük komisyonculuğu için aranan koşulların yanı sıra, nasıl sınav yapılacağı ve komisyoncu ile komisyoncu karnelerinin nasıl alınacağına ilişkin hükümler de yer alıyor. Ayrıca, ilk kez gümrük komisyoncularının bir dernek altında örgütlenmeleri gerektiği de Kanunda hükme bağlanıyor.

 

Türkiye 1987 yılında Avrupa Birliği’ne tam üyelik için başvurduktan sonra taraflar arasındaki siyasi ilişkiler de gelişmeye başladı. Öte yandan, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1963 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması ve buna bağlı olarak 1970 yılında imzalanan Katma Protokol hükümlerine göre taraflar arasında bir gümrük birliği kurulması öngörülmüştü. Hızlı esen birlik rüzgarları, Türkiye’nin Katma Protokol’den kaynaklanan taahhütlerini de süresi içinde yerine getirmeye yöneltti. Sonuç olarak, 31 Aralık 1995 tarihi itibarıyla Türkiye Avrupa Birliğine karşı uyguladığı gümrük vergilerini sıfırlamış konuma geldi. Keza, gümrük birliğinin kurallarını sıralayan 06.03.1995 tarihli 1/95 sayılı Türkiye Avrupa Birliği Ortaklık Konseyi Kararı da 1 Ocak 1996 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmişti. 1/95 sayılı Kararın 28 inci maddesine göre, Türkiye Topluluğun (EEC) 2913/92 sayılı Ortak Gümrük Kodu’nun hükümlerinin neredeyse