Hüseyin Cahit SOYSAL

Yönetim Kurulu Üyesi

Dünya 10 aydan beri COVID-19 pandemisi ile boğuşuyor. Virüsten etkilenmeyen ülke kalmadı. Bazı ülkeler daha kontrollü olarak hastalıkla mücadele ederken, ABD gibi bir “küresel güç” pandemi karşısında nasıl çaresiz kalınacağının fotoğrafını vermek için çok çaba sarf etti. 15 Ekim tarihi itibarıyla ABD’de COVID-19’a yakalanan kişi sayısı 6.400.000’e hayatını kaybeden sayısı ise 200.000’e ulaştı. Dünyada ise virüs bulaşan kişi sayısı 30.000.000’a ölen sayısı da 920.000’e kadar yükseldi.

Dünya turizmi açısından 2020 “kayıp yıl” olarak tarihteki yerini aldı bile. Yaklaşan kış nedeniyle bu sektörün beklentiler “başka bahara” sarktı. Türkiye’de yurtiçi turizm de şekil değiştirdi. Her yıl 5 yıldızlı tatil köylerine akın edenler, fazla insanla bir araya gelmeme adına güneyde aylık ev kiralamaya, tek karı-koca’nın yaşadığı evlerde oda kiralamaya yöneldi. Turizm gelirlerindeki kayıp 19.8 milyar dolara ulaştı.

Tıbbi cihaz ve tedavide kullanılan ilaç ve sarf malzemesi dışında tüm üretim alanlarında ciddi daralmalar yaşandı. Neredeyse tüm dünyanın evine kapandığı Mart-Nisan aylarında tüm göstergeler dip noktasına ulaştı. Evlerden çıkılmaya başlanıldığı Mayıs-Haziran döneminde göstergeler tekrar yükselmeye başladı.

Bu dönemde Türkiye’de Gayrı Safi Milli Hasıla % 9,9 oranında daralırken, ihracat 35,3 ithalat % 6,3 oranında azaldı. Ağustos ayında altın ithalatının tarihi yüksek seviyeye ulaşmasıyla aylık ithalat önceki yılın aynı dönemine göre ! artarken, 12 aylık dış ticaret açığı 43 milyar dolara yükseldi. IMF’in tahminlerine göre 2020 yılında ihracattaki daralma Yunanistan’da , İtalya’da % 9.1, Fransa’da % 7.2, Almanya’da % 7, İngiltere’de % 6.5, Rusya’da % 5.5 olarak gerçekleşecek iken Türkiye’de % 5 olarak yaşanacak.

Tüm bu yaşananlar doğal olarak hem dış ticaret erbabının iş modellerini değiştirdi, hem de hükümetler dış ticaret politikalarında yapısal değişikliklere gitti. Üretim ve ticaret dünyasındaki bu yeni yaklaşımlar içinde ön plana çıkanları şöyle sıralayabiliriz:

  • Satış elemanlarını  bir  şehirden  bir  şehire, bir ülkeden bir ülkeye gönderen şirketler e-konferans programları aracılığı ile müşterileri ile doğrudan temas yapma olanağı buldu.

 

  • Büyük partiler halinde girdi ithalatı yapan işletmeler, daralan piyasalar nedeniyle daha küçük partiler halinde girdi ithalatı yaparak, “just in time” üretim modelini önceledi.

 

  • Tekstil sektöründe tezgahlardaki ürün çeşitliliği bıçak gibi kesildi. Özellikle yılın ilk beş ayında neredeyse tüm tezgahlarda sadece “tıbbı maske” üretildi. Turizm sektöründe yaşanan daralma, yatak çarşafı, havlu, masa örtüsü gibi ürünlerin satışı – dolayısıyla üretimi – büyük ölçüde düştü.

 

  • Evine kapana insanlar “bahar kreasyonu” ya da “yaz kreasyonu” ürünlerine saldıramadığından, anılan ürünlerin üretiminde de küresel düzeyde frene basıldı.

 

  • Daha önce çok düşük talep seviyesi nedeniyle kısıtlı hacimde üretilen kolonya, ıslak mendil, kağıt peçete, el dezenfektanı gibi ürünlerinde talep patlaması yaşandı. Sektör artan talebi karşılama konusunda hiç zaman kaybetmedi.

 

  • Elektronik ticaret hacmi bir önceki yıl rakamlarını ikiye katladı. Bu gelişme sadece Türkiye’de değil tüm ülkelerde eş zamanlı yaşandı. Türkiye’de 2019 yılında e-ticaret 136 milyar TL olarak gerçekleşmiş iken, 2020 yılı sonunda bu rakamın 250 milyar TL’nı aşacağı belirtildi.

 

  • Gerek eve kapanmalar gerekse uzaktan eğitim programları televizyon ve tablet satışlarını artırdı. İnternet servis sağlayıcıları yeni talepleri karşılayamaz hale geldi.

Bu dönemde hükümetlerin dış ticaret politikalarındaki eksen kaymaları da şöyle sıralanabilir:

  • COVID-19 öncesi ABD tarafından başlatılan “ulusalcı dış ticaret politikası” zaten ilave gümrük vergilerinin, tarife dışı engellerin karşılıklı olarak yürürlüğe sokulmasına neden olmuştu. COVID-19 sonrası bu eğilimler iyice arttı. Her ülke tespih böceği gibi içine kapanmaya ve dış dünya ile minimal düzeyde temas kurmaya başladı.

 

  • Kapatılan ekonomiler nedeniyle iç talep düşünce ülkeler daha fazla oranda ihracat yapmaya ama daha düşük oranda ithalat yapma eğilimine girdi. Ancak, küresel üretim modelinin “her kalem girdinin ölçek ekonomi esas alınarak üretilmesi ve küresel piyasalara sunulması” esası göz ardı edildi. Bu da ihraç ürünlerinin fiyatlarının artmasına yol açtı. Yükselen fiyatlar nedeniyle bu kez de dış piyasa müşterisi kaybedildi. (Bu tespitin Türkiye için olmadığını özellikle belirtmeliyiz. 15.09.2017 tarihinde 1 $ = 3.43 TL iken 15.09.2020 tarihinde 1 $ = 7.48 TL oldu. Bu nedenle, ürünleri göreli olarak ucuzlayan Türkiye’de özellikle son aylarda ihracat artışı yaşanmaya başladı.)

 

  • Daralan ekonomiler ülke liderlerini “yabancı düşman” aramaya sevk etti. COVID-19’a kısa sürede ilaç veya aşı bulma güçlüğü çeken hükümetler bugüne kadar hiç gündeme gelmemiş küçük sorunları iyice köpürterek kendi kamuoylarına bazı ülkeleri veya bu ülke liderlerini hedef gösterdi. Bu da hedef gösterilen ülkelerin dış ticaret hacmine daralma olarak yansıdı.

 

  • İşini kaybeden bir çalışanın harcamalarını kısması gibi, vergi gelirleri azalan ve döviz rezervleri erimeye başlayan ülkeler ithalatı kısma girişimlerinde ölçüyü kaçırdı. Kimse de “makine ithalatını güçleştirdiğinizde nasıl ihraç ürünü üretip satacaksınız” sorusunu sormadı.

Özetle, COVID-19 sonrası dünya hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak gibi görünüyor. Salgının yarattığı ekonomik daralmanın on yıllara sarkma olasılığı göz ardı edilmemelidir. Aşı ve ilaç bugün bulunsa bile, bunun 7 milyar insana uygulanması ve eski günlere dönülmesi asgari bir yılı bulacaktır.

Belki de insanlığın var olduğu ilk yıllardan beri ilk kez 70 yıldır küresel ölçekte bir savaş yaşanmamış ve insanlar ırk, renk, din, dil farkı gözetmeksizin birbirlerini dinler ve anlar duruma gelmiş iken, tekrar karşılıklı güvenlerin sarsıldığı, herkesin bir diğer ülkeden korktuğu ve gardını yükselttiği bir dünyaya dönmemek için elbirliği ve iş birliği yapmanın kaçınılmaz olduğunu akıllardan çıkarmamalıyız.