BİR BİLENE SORDUK

DÜNYA TİCARETİNİN SEYRİ VE KORUMACILIK

I- GİRİŞ

Dış ticarette korumacılık, ülke olmanın doğasından kaynaklanan bir reflekstir. Her ülke, kendi üreticisini dışa karşı korumak ister. Bunu sadece basit bir milliyetçilik dürtüsü olarak algılamamak gerekir. Ülkenin kendi kendine yetebilirliği, ülke istihdamı, üretim nedeniyle sürekli vergi geliri sağlanması gibi birden fazla amaç korumacılığı desteklemektedir.

Korumacılık kavramı asıl olarak ithalata yönelik bir olgudur. Sanat eserleri, silah, uyuşturucu gibi özel niteliğe sahip ürünler dışında ihracata yönelik korunma olgusuna rastlayamayız.

Konuya ihracat açısından bakıldığında tam tersi davranış sergilendiğini görmekteyiz. İthalatta korumacı davranan ülkeler, ihracatta korumanın tam tersi olan teşvik mekanizmasını devreye sokmaktadırlar. Bu yönüyle baktığımızda, her ülke, ithalatını kısmak, ihracatını artırmak dolayısıyla, ticaretten karlı çıkmak için çaba göstermektedir.

Her ülkenin bu şekilde davrandığını düşündüğümüzde, dünya ticaretinin artırılması ve dünya refahının istenen düzeye getirilmesi mümkün olamayacaktır. İşte tam bu noktada Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) devreye girmektedir.

II- DÜNYA TİCARETİNİN SEYRİ

İkinci Dünya Savaşı sonrası, gerek bu savaşı ortaya çıkaran koşulların tekrar yaşanmaması gerek tahrip olan ülkelerin imarı, gerekse dünyanın genel refahının artırılması gibi sebeplerle, yeni bir ekonomik ve mali sistem kurulması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda, galip devletlerin öncülüğünde Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi kurumlar oluşturulmuştur. Aynı dönemde, Dünya Ticaret Örgütü’nün de kurulmasına çalışılmış, ancak ABD’nin bu oluşuma katılmama kararı alması nedeniyle gerçekleştirilememiştir.

Her ne kadar Dünya Ticaret Örgütü kurulamamışsa da, benzeri nitelikte fonksiyon içeren Ticaret ve Tarife Genel Anlaşması (GATT) imzalanmıştır. Bu anlaşmanın temel ilkesi uluslararası ticaretin serbestleştirilmesidir. Uluslararası ticaretin artması, dünya refahının artıracak, dünya refahının artması ise dünya barışının artmasında önemli bir etken olacaktır.

Aslına bakarsak, GATT beklentilere karşılık vermiş, tekstil dışında sanayi ürünlerinde miktar kısıtlamalarının kaldırılması sağlanmıştır. Aynı şekilde, sanayi ürünlerinde önemli sayılabilecek oranda tarife indirimi sağlanmıştır. Ancak, tarım ürünlerinde aynı başarıdan bahsetmek mümkün değildir.

GATT sadece eşya ticaretini düzenleyen ve kurumsal bir yapı oluşturmayan bir anlaşma olduğu için gelişen ticaret hacmini sürükleme konusunda yetersiz kalmıştır. Hizmet ticareti ile fikri ve sınai mülkiyet haklarının da uluslararası anlaşmalarda düzenlenmesi sonucunda Dünya Ticaret Örgütü’nün kurulması kaçınılmaz hale gelmiş ve bu 1995 yılında sağlanmıştır.

III- KORUMACILIK

Bugün 164 üyesi bulunan Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) temel amacı, 1772-1823 İngiliz politik iktisatçı David Ricardo’nun karşılaştırmalı üstünlükler teorisiyle örtüşmektedir. Bu teori, ülkelerin hangi malın üretiminde daha verimli ise o malı üretmesini ve bu konuda uzmanlaşmasını, pahalıya ürettiği malı ise ithal etmesini savunmaktadır. Dünya Ticaret Örgütü de, dünya ticaretinin önündeki engelleri kaldırmak, ve dünya refahını arttırmak için;
1. Tarife dışı engelleri kaldırmayı,
2. Tarife engellerinin kademeli indirerek sıfırlamayı,
3. Gümrük işlemleri, basit, kolay ve standart hale getirmeyi,
Amaçlamaktadır.

DTÖ ticaretin serbestleşmesi için, miktar kısıtlamalarının kaldırılması, gümrük rejimleri ve vergi oranları konusunda bağlayıcı hükümler getirmiş ve başarılı da olmuştur.

Ancak, ticaretin serbestleştirilmesi, üye ülkelerin hiçbir şekilde ithalata müdahale edemeyeceği anlamına da gelmemektedir. Üye ülkelerin haksız rekabeti önlemeye yönelik, idari önlemleri alma hakkını korumuştur. İdari önlemler ise, ithalatta haksız rekabetin olduğu durumlarda, diğer bir deyişle ithalatta damping ve sübvansiyon uygulandığının tespiti halinde buna karşı vergi koyma hakkı bulunmaktadır.

2008 krizinden sonra üye ülkelerin bu yola sıklıkla başvurması üzerine DTÖ bu duruma takibe almıştır. Nitekim, 2009- 2016 döneminde DTÖ üyesi ülkelerce 3598 adet yeni idari önlem soruşturması açılmıştır ve bunun %83’ünü anti-damping vergileri oluşturmuştur.

Diğer taraftan, üye ülkeler, Korunma Önlemleri Anlaşması gereğince, ekonomisinin tümü veya bir sektörü, ithalat ve önemli ticaret açığı artışı nedeniyle zarar gördüğü taktirde, ithalatını azaltmak ve dış ödeme sorunlarıyla karşılaşmamak için tedbirler alabilir, ithalatta uyguladığı vergi oranlarını artırabilir veya miktar kısıtlamaları koyabilir. Bu önlemlerin alınabilmesi şu şartlara tabidir:
1. Alınan tedbirler şeffaf olmalı,
2. Keyfi uygulamaya yol açmamalı,
3. İthalatçı ülke ekonomisine ağır zarar vermeli,
4. Tüm ülkelere eşit olarak uygulanmalı,
5. En çok 4 yıl süreli olmalı,
6. Bu süre içinde vergi oranları tedricen tekrar indirilmeli ve
7. Yükseltilen yeni vergilerden kayba uğrayan ülkelere telafi için yeni avantajlar sağlanmalıdır.

Son dönemde özellikle ABD’nin başlattığı ticaret savaşları işte bu hakkın kullanımına yöneliktir. Doğal olarak, korunma önlemi uygulanması için bu şartların oluşmadığı ve Korunma Önlemleri Anlaşması’nın ihlal edildiği öne sürülmektedir. Bunun da doğru olduğu bir gerçektir.