BİR BİLENE SORDUK

COĞRAFYA KADERDİR

Abdullah ÖZGÜR

UGM İç Denetçisi

Sosyoloji biliminin kurucusu olarak kabul edilen İbn-i Haldun’a  atfen  günlük ve akademik dünyada söylenegelen ‘’Coğrafya Kaderdir’’ sözünü hemen hepimiz bir şekilde duymuşuzdur. Ünlü düşünür kaleme aldığı eserleri ile sosyoloji biliminin ana çatısını şekillendirmiştir. Coğrafyanın insan, kültür ve ekonomi üzerindeki etkilerine dair görüşlerini içeren “Mukaddime” adlı eserinde “coğrafya belirleyici bir etkendir” minvalindeki görüşlerini açıklamaktadır.

Gerçekten de coğrafya kaderdir. Ülkemiz özelinde ifade edecek olursak, batıda Yunanistan ve Bulgaristan’la doğuda Gürcistan, Ermenistan ve İran’la, güneyde ise Irak ve Suriye’yle uzun kara sınırlarımız bulunmaktadır. Zaman içerisinde başta komşu ülkeler olmak üzere yakın çevre ülkeler ile ekonomik ve askeri paktların kurulduğu ve uluslararası örgütlenmelerin geliştiğini gözlemlemekteyiz. Durum böyle olmakla birlikte, uluslararası ticaretin geldiği ekonomik düzeyin bir yansıması olarak teşkilat üyelikleri düzeyinde bile komşularımızdan İran, Irak ve Suriye’nin Dünya Ticaret Örgütüne üye olmadıklarını görmekteyiz. Binlerce kilometreyi bulan kara sınır hattındaki komşularımızın siyasi ve ekonomik sıkıntılar içerinde bulunduklarını ve siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkları nedeniyle dünya kamuoyunun gündeminden de düşmediklerini üzülerek izliyoruz.

 Bununla birlikte, başta göç yolu ile  insan hareketinin, ticaret yolu ile de eşya hareketinin  bitmeyen serüveni devam etmektedir.  Bu serüvende uluslararası yolların ülke sınırları  ile kesişme  noktaları olan hudut teşkilatlarının icra ettikleri fonksiyonlarının gelişmeye paralel şekilde değiştiği ve geliştiği gözlenmektedir. Bu bağlamda, devlet teşkilatlanmaları içerisinde yer alan gümrüklerde  eşyanın belirlenen standartlarda uygunluk denetiminin yanında vergisel yükümlülüklerin de yerine getirilmesi sağlanmaktadır. İşte “coğrafya kaderdir” sözünün vücut bulduğu şekilde, Türkiye’nin İran, Irak, Suriye ile kara sınırları üzerinden  gerek yolcu ve yolcu beraberi eşya ve gerekse ticari eşya ticaretindeki ithalat veya transit operasyon süreçlerinin  batı sınırlarına göre daha zor gerçekleştirildiğini ifade etmek yanlış olmayacaktır.

Uruguay Round'nda varılan anlaşma gereğince 1 Ocak 1995'den itibaren Dünya Ticaret Örgütü’nün bir konsey olmaktan çıkarak ticaret kurallarını belirleyen uluslararası bir örgüt olarak hayatımızda yer almaya başladığını gördük. Kurulduğu tarihte 128 üyesi olan DTÖ halihazırda Dışişleri Bakanlığı verilerine göre 164 üye ülkeden oluşmaktadır ve uluslararası ticarette temel prensipleri hayata geçirmeyi hedeflemektedir.  DTÖ üyesi ticaret partnerleri arasında  pazara giriş ve şeffaflık gibi temel ilkelerin yol göstericiliği ile küresel düzeyde bir serbest  ticaret sistemi kurulmasının sağlanması adına,  gümrük tarifelerinin azaltılması ve miktar kısıtlamalarının kaldırılması hedeflenmiştir.

Esasen DTÖ, uluslararası ticaretin kurallarını organları üzerinden şekillendiren ve aynı zamanda bünyesinde  bir nevi mahkeme olarak nitelendirilebilecek “Anlaşmazlıkların Halli Organı”nı da barındıran; bu yönüyle  çok taraflı ticaret sisteminin merkezi niteliğindeki bir uluslararası kuruluş olarak varlığını sürdürmektedir. Örgütün icra ettiği fonksiyonları arasında, üye ülkelerin ticari sorunlarını tek taraflı önlemlere başvurmadan çözümlememe ve gelişme yolundaki ülkelerin (GYÜ) çok taraflı ticaret sistemi ile entegre olmasına katkı sağlama da yer almaktadır.  Karşılıklı yürütülen çok taraflı müzakerelerde alınan kararlar ve yapılan anlaşmalar tüm üye ülkeleri bağlamaktadır. DTÖ’nün temel ilkelerinden birini de “en çok gözetilen ulus” ilkesi oluşturmaktadır. Buna göre, bir ülke veya gruba tanınan hak ve tavizler temel ilke gereği tüm üye ülkeler için geçerli olmaktadır. Bununla birlikte, ülkelerin ikili veya bölgesel bazda yaptıkları serbest ticaret anlaşmaları bu ilkenin istisnasını oluşturmaktadır.

Dünya Ticaret Örgütünün varlığını ve etkilerini günlük hayatta da görebilmekteyiz. Nitekim, 474 sayılı Gümrük Giriş Tarife Cetveli Hakkında Kanun kapsamında ithalatta gümrük vergisinin uygulanmasına esas alınan İthalat Rejim kararının eki listeleri incelendiğinde, dip notlar şeklinde bazı eşya gruplarına DTÖ üye olma şartına bağlı olarak vergi oranlarının farklılaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, DTÖ üyesi olmayan komşularımız Suriye, Irak ve İran menşeli mallara  daha yüksek gümrük vergisi oranların uygulanmasını üzülerek izliyoruz.

Yakın komşularımız olan Yunanistan ve Bulgaristan ile olan ticari hukukumuz ayrı bir mecra üzerinden yürüyor: Avrupa Birliği. Bu iki ülke de Türkiye ve AB arasında gerçekleştirilen Gümrük Birliği ve bunun güncellenmesi müzakerelerinin birer aktörü olacaktır.  Gümrük  Birliği’nin  güncellenmesiyle,  son  dönemde  yıpranan  ve gerileyen Türkiye -  AB  ilişkilerin onarılması ve yeniden dinamik bir işbirliği ortamı oluşturulması beklenmektedir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve modernize edilmesi iki ana başlık altında ele alınmaktadır. Bunlardan birincisi mevcut Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve iyi işlemeyen yönlerinin düzeltilmesi olacaktır. Yani Gümrük Birliği’ni oluşturan 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararının revize edilmesi gerekecektir. Bu kapsamda, diğer ülkelere yönelik AB ticaret politikası oluşturulurken Türkiye ile danışma prosedürlerinin güçlendirilmesi arzu edilmektedir. Öte yandan iki taraf arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü için etkin bir mekanizma oluşturulmasının da sağlanması gerekmektedir. İkinci ana başlık vize olacaktır. İş görüşmeleri yapma, iş anlaşmaları imzalama, ticaret fuarlarına katılma gibi sebeplerle AB ülkelerine seyahat etmek isteyen Türk iş insanları için vizenin hem maddi bir külfet hem zaman kaybı hem de psikolojik bir bariyer oluşturmakta; bu durum, taraflar arasındaki Gümrük Birliği’nin işleyişini de olumsuz yönde etkilemektedir. AB ise vize serbestisinin Gümrük Birliğinden bağımsız olarak, AB ve Türkiye arasında ayrı bir başlık altında müzakere edilmesini istemektedir.

Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin olası etkileri de teknik ekipler tarafından analiz edilmektedir. Bu çalışmalarda Türkiye ve AB ticari ilişkilerinin geleceğine ilişkin farklı senaryolar yer almaktadır. Gümrük Birliği’nin olduğu gibi devam etmesi, bir serbest ticaret anlaşmasına dönüştürülmesi, derinleştirilip kapsamının genişletilmesi seçenekler arasında yer alıyor. Bu çalışmalarda genel olarak gerek AB gerekse Türkiye için en fazla ekonomik fayda getirmesi beklenen seçeneğin mevcut Gümrük Birliği’nin derinleştirilmesi ve genişletilmesi olduğuna işaret etmektedir.  Diğer senaryolarda ise orta ve uzun vadede Gümrük Birliği’nin ekonomik büyümeye, ticarete, istihdama ve katma değere olan etkilerinin güç kaybedeceği öngörülmektedir.

Avrupa Komisyonu’nun 2016 yılında yayımlanan bir raporunda  AB ve Türkiye ikili tercihli ticaret ilişkisinin kapsamının genişletilmesi ve Gümrük Birliği’nin modernize edilmesinin ekonomik etkileri analiz edilmiştir. Sözkonusu raporda gerek AB gerekse Türkiye için en fazla fayda yaratacak olan seçeneğin Gümrük Birliği’nin modernize edilmesi ve ek STA’lar ile kapsamının genişletilmesi yönündeki senaryo olduğu belirtilmektedir. Bu seçeneğin uygulanması halinde, AB’nin Türkiye’ye ihracatı 27 milyar avro, refahı 5 milyar 388 milyon avro, GSYİH’sının ise % 0,01 oranında artması öngörülüyor. Türkiye için ise beklentiler 4 milyar 960 milyon avro ihracat artışı, 12 milyar 522 milyon avro refah artışı ve % 1,44 GSYİH artışı olarak hesaplanıyor. Gümrük Birliği’nin yerini derin ve kapsamlı bir ticaret anlaşmasının alacağı tercihin uygulanması hâlinde ise, AB için ihracat yukarıdaki seçeneğe göre yaklaşık 20 milyar avro azalarak, 7 milyar 978 milyon avro artış, refahta 1 milyar 150 milyon avro artışı olması beklenirken, GSYİH’da ise %0,01 oranında azalma olacağı öngörülmektedir.  Söz konusu seçeneğin uygulanması hâlinde, Türkiye için AB’ye ihracatta 4 milyar 342 milyon avro azalma, refahta 144 milyon azalma ve GSYİH’de sadece %0,26 artış olacağı tahmin edilmektedir.

Türkiye’de 2016 yılında dönemin Ekonomi Bakanlığı tarafından yaptırılan çalışmada ise 4 senaryo analiz edilmiştir.  Buna göre; Türkiye için en fazla faydayı sağlayacak seçeneğin, Gümrük Birliği’nin yapısal sorunlarının çözülmesi ve buna ek olarak tarım ürünlerinde tam liberasyon sağlanması, hizmetler ve kamu alımları piyasalarının karşılıklı olarak açılması tercihi olacağı sonucuna varılmıştır. Bu senaryoda GSYİH’nın %1,9, AB ülkelerine ihracatın %24, toplam ihracatın %15, hane halkı tüketiminin %1.6 artacağı ve tüketici fiyatlarının %1,5 oranında azalacağı öngörülmüştür.

 Söz konusu çalışmalar Gümrük Birliği’nin mevcut sorunlarının çözülmesi ve tarım, hizmetler ve kamu alımları gibi ek alanları kapsayacak şekilde genişletilmesinin gerek AB gerekse Türkiye için olumlu etkiler yaratacağına işaret etmektedir. Bu çalışmalarda olası sektörel etkilere bakıldığında ise tarımda Türkiye’nin taze meyve, sebze, yağlı tohumlar gibi sektörlerde avantajlı olacağı, AB’nin ise et, tahıl, süt ürünleri, şeker gibi sektörlerde liberalizasyondan fayda sağlayacağı tahmin ediliyor. Hizmetlerde ise Türkiye turizm, ulaştırma, inşaat gibi sektörlerde daha rekabetçi iken, profesyonel hizmetler ve danışmanlık hizmetleri kategorilerinde ise AB’nin daha fazla rekabetçi olması bekleniyor. 

Gelinen noktada, Gümrük Birliği modernizasyonu müzakerelerinin başlatılması için çalışmaların yapıldığı 2016’dan bu yana dünya gündemi ve Türkiye-AB ilişkileri hızlı bir değişim geçirdi.  AB, BREXIT süreci ile sarsıldı. Hâlen de BREXIT sonrasında Birleşik Krallık ile AB arasındaki ilişkinin geleceği gündemin sıcak başlıkları arasındadır. Birleşik Krallık’ın Türkiye için Avrupa’da Almanya’dan sonra ikinci büyük ihracat kapısı olması nedeniyle, vakit kaybedilmemiş ve 1 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe girecek şekilde Türkiye ile Birleşik Krallık arasında bir Serbest Ticaret Anlaşması imzalanmıştır.  

Öte yandan, geçtiğimiz yıllarda ABD’nin demir çelik ve alüminyum gibi ürünlerde gümrük tarifelerini artırması ve korumacı önlemlere başvurmasının yanında, Dünya Ticaret Örgütü’nü de baltalayacak şekilde hareket etmesi serbest ticaret sistemini olumsuz etkiledi. ABD’nin bu tavrına karşılık Türkiye AB ile ortak bir mütekabiliyet politikası izledi. Bu nedenle, güncel gündem maddesi olan Covid-19 salgınının tetiklediği küresel durgunluk ortamında mevcut uluslararası bağların zayıflaması tehlikesine karşı, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi yoluyla Türkiye-AB ilişkilerinin canlandırılması iki taraf için de önem arz etmeye başladı.  

“Coğrafya kaderdir” sözünün ülkemiz açısından karşılığı, batıda gümrük birliği ile  doğu sınırımızda  ise DTÖ üye olmayan ülkeler ile gerçekleştirilen gümrük iş süreçlerinde karşılaşılan farklılıklar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte dış ticaret firmalarının en etkin iş ortakları olarak ise gümrük müşavirleri ön plana çıkmaktadır. Ticaretin kolaylaştırılması başlığı altında ifade edilen gümrük iş akışlarının yürütülmesine ilişkin bir başka uluslararası örgüt olan Dünya Gümrük Örgütü’nün 2016 yılında “gümrük müşavirleri” başlıklı yayımlanan bir raporu bulunmaktadır. Söz konusu raporda, dolaylı temsil sureti ile gümrük müşavirinden hizmet alma düzeyinin ortalama olarak %85’in üzerinde olduğu belirtilmektedir. Bu veriler ışığı altında, gümrük  işlemlerinin mevzuat bilgisi ve bu bilginin yorumlama süreçleri gereğince işin doğası gereği yetkin kişiler üzerinden yürütülmeye devam edeceği anlaşılmaktadır.

 Elbette ki, dış ticaret firmalarının uluslararası eşya ticaretine konu olan işlemlerinde dolaylı temsil seçeneğini tercih etmelerinde kendileri açısından geçerli nedenleri vardır. İşin doğası gereği, gerek hukuki sorumluluklar bakımından ve gerekse düşük maliyetler yönünden, anılan firmalar gümrük işlemlerini gümrük müşavirleri aracılığıyla yürütmektedir. Ekonomik olarak belli bir seviyeye gelmiş ülkelerde iş sahipleri, çok yoğun ve sürekli değişen mevzuat ile karmaşık iş süreçlerine değil, asli işlemlerine yani üretime, satışa yoğunlaşmak zorunda kalmaktadır. Bu nedenle, gümrük işlemlerinde “tedarik zinciri koordinatörleri” olarak tanımlanmaya başlayan gümrük müşavirlerini tercih etmektedirler. Öte yandan, gümrük beyanlarının işin ehli gümrük müşavirleri tarafından yapılması gümrük teşkilatının da işini kolaylaştırmakta, bu durum kamu güvenliği ve risk kriterleri yönünden idarenin de etkin denetim olanaklarına katkı sağlamaktadır.

Günümüzde teknolojide ortaya çıkan akıl almaz gelişmeler sayesinde, gümrük iş süreçleri de hızlanmakta ve hata payları asgari seviyelere gerilemektedir. Bu bağlamda, gelişmiş teknolojik altyapıları ile organizasyon yeteneğine sahip sektör firmaları ön plana çıkacak; “bir masa bir kasa” çalışan firmaların ayakta kalması zorlaşacaktır.

Ondokuzuncu yüzyıl toprak zenginliğine dayanmaktaydı. Yirminci yüzyılda zenginliğin ölçüsü paraydı. Yirmibirinci yüzyıl ise bilgi zenginliği üzerine inşa edilecektir.