BİR BİLENE SORDUK

Hürmüz Boğazı’nın Derinliklerindeki Eşel Mobil Sistemi

UGM

Hürmüz Boğazı’nın Derinliklerindeki Eşel Mobil Sistemi

Dr.Faruk ŞEN

UGM Genel Müdür Yardımcısı 

Hürmüz Boğazı’ndaki askeri gerilim, küresel petrol, LNG ve gübre ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği bu kritik geçitte gemi trafiğinin %97 oranında düşmesine yol açmış; bunun sonucunda petrol, doğal gaz, navlun ve sigorta maliyetleri hızla artmıştır. Bu gelişmeler enerji, gübre ve gıda fiyatları üzerinden küresel tedarik zincirlerini ve özellikle gelişmekte olan ekonomileri olumsuz etkilemiştir. Türkiye ise etkileri sınırlamak amacıyla rezerv petrol arzı, Eşel Mobil Sistemi ve gübre ithalatında gümrük vergisinin sıfırlanması gibi politika araçlarını devreye almıştır.

Hürmüz Boğazı, küresel deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birini, önemli miktarda sıvılaştırılmış doğal gazı (LNG) ve gübreyi taşıyan, dünyanın en kritik deniz geçiş noktalarından biridir. Son dönemde bölgede yaşanan askeri gerilimler, bu dar geçitten geçen nakliye akışlarını ciddi şekilde kesintiye uğratmış; bu durum enerji piyasalarından küresel tedarik zincirlerine kadar geniş bir alanda sarsıntı yaratmıştır. 

Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemi trafiği, 2026 yılının Şubat ve Mart ayları arasında çarpıcı bir düşüş göstermiştir. Şubat ayı ortalaması günlük 141 gemi iken, bu sayı Mart ayı başında sadece 4 gemiye kadar gerileyerek %97'lik bir düşüş kaydetmiştir. Bu duraksama, 2024 yılında günde yaklaşık 20 milyon varil petrolün (küresel seaborne petrol ticaretinin %25'i) geçtiği bu hayati damarın neredeyse tamamen tıkandığı anlamına gelmektedir.

Askeri tırmanışla birlikte enerji piyasaları anında tepki vermiştir. 27 Şubat ile 9 Mart 2026 tarihleri arasında:

  • Brent petrol fiyatları %27 artarak varil başına 90 ABD dolarının üzerine çıkmıştır.
  • Doğal gaz fiyatları ise %74 gibi çok daha keskin bir artış göstermiştir.

Bu kesintiler, özellikle enerji arzının %84'ünü (petrol) ve %83'ünü (LNG) bu rota üzerinden alan Asya pazarını doğrudan tehdit etmektedir.

Boğaz'daki aksaklıklar, deniz taşımacılığı maliyetlerini tarihi zirvelere taşımıştır. Ham petrol taşıyan "kirli" tankerlerin navlun endeksi (BDTI) %54, işlenmiş petrol ürünleri taşıyan "temiz" tankerlerin endeksi (BCTI) ise %72 artış göstermiştir. Ayrıca, gemilerin kullandığı deniz yakıtı (bunker fuel) fiyatları Singapur gibi ana limanlarda yaklaşık %100 oranında artmıştır.

En çarpıcı artışlardan biri ise sigorta primlerinde yaşanmıştır. 100 milyon dolar değerindeki bir gemi için sefer başına ödenen savaş riski primi, kriz öncesindeki 250.000 dolardan 1.000.000 dolara çıkarak dört katına yükselmiştir.

Krizin en savunmasız ekonomiler üzerindeki en ağır etkisi gübre ve gıda fiyatları üzerinden hissedilmektedir. Küresel deniz yoluyla yapılan gübre ticaretinin üçte biri Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşmektedir. Bu bölgeden ihraç edilen 16 milyon tonluk gübrenin %67'sini Diamonyum Fosfat (DAP), %20'sini ise Üre oluşturmaktadır. Özellikle Sudan (%54), Sri Lanka (%36) ve Tanzanya (%31) gibi ülkeler gübre ithalatında Basra Körfezi bölgesine yüksek oranda bağımlıdır.

Tarihsel veriler, enerji fiyatlarındaki artışın gıda ve gübre fiyatlarını da yukarı çektiğini göstermektedir. Artan nakliye, yakıt ve gübre maliyetleri; halihazırda borç krizi ve kısıtlı mali alanla mücadele eden gelişmekte olan ülkelerde yaşam maliyeti baskısını ve gıda güvensizliğini derinleştirme riski taşımaktadır.

Bölgedeki askeri gerilim, ülkelerin borçlanma maliyetlerini de artırmıştır. Irak, Bahreyn ve Ürdün gibi ülkelerin tahvil faizlerinde gözle görülür artışlar kaydedilmiştir; bu da ekonomik yükü daha da ağırlaştırmaktadır. 1 Ocak - 9 Mart 2026 tarihleri arasında Irak'ın tahvil faizleri 0.64 puan, Bahreyn'in ise 0.41 puan artış göstermiştir. Birçok gelişmekte olan ekonomi, kısıtlı mali alanları nedeniyle bu yeni fiyat şoklarını absorbe etmekte zorlanmaktadır.

Hürmüz boğazındaki gerilimin küresel piyasalardaki ilk etkileri petrol fiyatları üzerinde olmuştur. Artan petrol fiyatlarını dengelemek için Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) yaklaşık 400 milyon varil  rezerv petrolü piyasalara sunacağını açıklarken, ABD yaklaşık 172 milyon stratejik petrol rezervini piyasaya sunacağını  açıklamıştır.

Türkiye bir taraftan 11,6 milyon varil rezerv petrolü piyasa sunma kararı alarak IEA’nın kararın desteklerken, diğer taraftan akaryakıt fiyatlarında Eşel Mobil Sistemine geçmiştir. Eşel Mobil Sistemi,  akaryakıt fiyatlarındaki ani dalgalanmaların tüketici fiyatlarına doğrudan yansımasını sınırlamak amacıyla uygulanan bir fiyat dengeleme mekanizmasıdır. 

Bu mekanizmada, akaryakıt fiyatını oluşturan unsurlardan biri olan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) esnek bir araç olarak kullanılmaktadır. Uluslararası petrol fiyatları veya döviz kuru nedeniyle pompa fiyatının artması gerektiğinde, söz konusu artışın tüketiciye yansımaması veya sınırlı yansıması amacıyla ÖTV tutarı azaltılmaktadır. Buna karşılık maliyetlerde düşüş yaşandığında ise daha önce yapılan vergi indirimi kademeli olarak geri alınmakta ve ÖTV artırılmaktadır. Bu yönüyle eşel mobil sistemi, akaryakıt fiyatlarının kısa vadeli şoklara karşı daha istikrarlı seyretmesini sağlamayı ve özellikle enflasyonist baskıları sınırlamayı hedefleyen bir otomatik vergi ayarlama mekanizması olarak işlev görmektedir.

Hürmüz Boğazındaki gerilim bir yandan petrol fiyatlarını diğer yandan gübre fiyatlarını doğrudan etkilemiştir. Zira küresel petrol ticaretinin yaklaşık %25 ve küresel gübre ticaretinin yaklaşık %30’u bu Boğazdan gerçekleştirilmektedir.

Türkiye gıda arz güvenliğini sağlamak ve spekülatif fiyat artışlarını önlemek amacıyla ticaret politikası araçlarını kullanmaktadır. Bu kapsamda, bölgesel gelişmelerin tedarik zincirine olası etkileri dikkate alınarak üreticilerin maliyet artışlarını önlemek ve gıda fiyatlarını istikrarlı tutmak amacıyla üre (gübre) ithalatında gümrük vergisi sıfırlanmıştır.

Sonuç itibariyle bölgede yaşanan gelişmelerin ekonomik etkilerinin hafifletmek amacıyla Türkiye’nin elindeki tüm enstrümanları kullanmaya hazır olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Hürmüz Boğazı'ndaki bu aksaklıklar, kritik deniz geçiş noktalarının jeopolitik gerilimlere karşı ne kadar hassas olduğunu ve bu durumun tüm dünyaya nasıl şok dalgaları yaydığını bir kez daha kanıtlamıştır. Küresel ticaret ve kalkınma üzerindeki riskleri azaltmak için gerginliğin düşürülmesi, uluslararası hukuk çerçevesinde seyrüsefer serbestisinin korunması ve sivil altyapının güvenliğinin sağlanması büyük önem arz etmektedir. Krizin süresi ve şiddeti, özellikle enerji ve gıda ithalatına bağımlı olan savunmasız ekonomilerin geleceğini belirleyecektir.

 

Kaynak: https://unctad.org/system/files/official-document/osgttinf2026d1_en.pdf