BİR BİLENE SORDUK

AB / Avustralya STA’sı: Türkiye İçin Sessiz Rekabet Dalgası

UGM

Dr.Faruk ŞEN
UGM Genel Müdür Yardımcısı

AB–Avustralya STA’sı: Türkiye İçin Sessiz Rekabet Dalgası

AB–Avustralya Serbest Ticaret Anlaşması hem AB hem de Avustralya için genel düzeyde olumlu, ancak makro ölçekte sınırlı; buna karşılık sektörler düzeyinde daha belirgin etkiler doğuran bir anlaşmadır. Avrupa Birliği ve Avustralya arasında 24 Mart 2026 tarihinde Canberra'da duyurulan bu yeni dönem, savunma, ticaret ve inovasyon alanlarında çığır açan bir ortaklığı kapsamaktadır.

Avrupa ve Hint-Pasifik bölgelerinin güvenliğinin birbirine bağlı olduğu bilinciyle oluşturulan bu ortaklık, mevcut iş birliğini kurumsal bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Müzakereleri tamamlanan bu anlaşma, AB ihracatçıları için dünyanın en hızlı büyüyen gelişmiş ekonomilerinden birinin kapılarını açmaktadır.

AB'nin Avustralya'ya ihracatının gelecek on yıl içinde %33 artarak yıllık 17,7 milyar Avro'ya ulaşması, yatırımların ise %87 oranında büyümesi beklenmektedir. AB malları üzerindeki gümrük vergilerinin %99'undan fazlası kaldırılarak şirketlerin yıllık yaklaşık 1 milyar Avro tasarruf etmesi sağlanacaktır. Süt ürünleri, motorlu taşıtlar ve kimyasallar gibi sektörlerde önemli büyüme potansiyeli öngörülmektedir. Ayrıca finansal hizmetler ve telekomünikasyon pazarları AB şirketlerine açılacaktır. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin ihracatını artırmak için özel bir bölüm eklenmiştir.

Avustralya'nın sahip olduğu lityum, alüminyum ve manganez gibi kritik hammaddelere erişim kolaylaşacak, bu da AB'nin tedarik zincirlerini jeopolitik şoklara karşı daha dirençli hale getirecektir. Anlaşma; Paris İklim Anlaşması, işçi hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konularda bağlayıcı taahhütler içermektedir. Ayrıca yenilenebilir enerji gibi "yeşil malların" ticareti serbestleştirilecektir.

Peynir, şarap ve çikolata gibi AB tarım-gıda ürünleri üzerindeki vergiler kaldırılacaktır. Sığır eti, şeker ve pirinç gibi hassas sektörler için sınırlı kotalar ve ani ithalat artışlarına karşı "ikili koruma mekanizması" uygulanacaktır. 165 gıda (örneğin Comté, Queso Manchego) ve 231 alkollü içecek ile tüm AB şarap coğrafi işaretleri (1.650 isim) Avustralya pazarında koruma altına alınacaktır.

Anlaşma metinleri Konsey onayı, Avrupa Parlamentosu rızası ve Avustralya'nın onay sürecinin ardından yürürlüğe girecektir. Ayrıca Avustralya'nın dünyanın en büyük araştırma finansman programı olan Horizon Europe'a katılımı için resmi müzakereler başlatılmıştır.

AB açısından bakıldığında, 2030 yılında baz senaryoya kıyasla refahın muhafazakâr senaryoda 2,176 milyar avro, iddialı senaryoda ise 4,086 milyar avro artacağını öngörülmektedir. Reel GSYH artışı ise muhafazakâr senaryoda 1,755 milyar avro, iddialı senaryoda 3,917 milyar avro olarak hesaplanmıştır. AB’nin Avustralya’ya ikili ihracatında da önemli artış beklenmektedir; bu artış muhafazakâr senaryoda yüzde 16,1, iddialı senaryoda ise yüzde 32,5 olarak tahmin edilmektedir. Bu sonuçlar, anlaşmanın AB için toplam ekonomi üzerinde dramatik değil ama pozitif ve anlamlı bir etki yaratacağını, özellikle de Avustralya pazarına ihracat ve uzmanlaşma kazançları üzerinden fayda sağlayacağını göstermektedir.

Avustralya açısından da sonuçlar olumludur. Analizler, 2030 itibarıyla refahın muhafazakâr senaryoda 875 milyon avro, iddialı senaryoda ise 1,371 milyar avro artacağını ortaya koymaktadır. Reel GSYH artışı muhafazakâr senaryoda 2,822 milyar avro, iddialı senaryoda 4,741 milyar avro olarak tahmin edilmektedir. Avustralya’nın AB’ye ikili ihracatı ise muhafazakâr senaryoda yüzde 5,5, iddialı senaryoda yüzde 10,4 artmaktadır. AB’nin ticaret hacmi bakımından daha büyük kazanç elde etmesine karşılık, Avustralya’nın reel GSYH bakımından göreli olarak daha fazla yarar sağlamaktadır. Bu da Avustralya ekonomisinin daha küçük yapısından kaynaklanmakta ve ticari açılımın büyüme etkisinin bu ekonomi üzerinde daha görünür hale gelmesine yol açmaktadır.

Ekonomik faydaların başlıca üç kanaldan geldiği anlaşılmaktadır. Birincisi uzmanlaşmadır. Tarife ve bazı tarife dışı engeller azaldıkça her iki taraf da nispi üstünlüğe sahip olduğu alanlarda daha fazla üretim ve ihracat yapabilmektedir. Bu da kaynak tahsisinin daha verimli hale gelmesini sağlamaktadır. 

İkincisi ticaret maliyetlerinin düşmesidir. Anlaşmanın etkisi yalnızca tarifelerin indirilmesiyle sınırlı değildir; teknik düzenlemeler, pazar erişimi, prosedürel yükler, yatırım kısıtları ve benzeri alanlarda sağlanacak kolaylıklar da önemli ekonomik kazanç yaratmaktadır. 

Üçüncüsü ise değer zinciri entegrasyonudur. AB–Avustralya ekonomik ilişkilerinin yalnızca karşılıklı mal satışı olarak görülmemesi gerektiği, aynı zamanda ara girdi, hizmet ve yatırım bağlantıları üzerinden daha derin bir entegrasyon potansiyeli bulunduğu vurgulanmaktadır. Özellikle Ar-Ge, iş hizmetleri ve yüksek katma değerli üretim alanlarında daha güçlü bağların oluşabileceği ifade edilmektedir.

Bununla birlikte bu anlaşmanın neden çok büyük makroekonomik etkiler yaratmadığı da açıktır. Temel neden, AB ile Avustralya arasında zaten ortalama olarak çok yüksek tarifelerin bulunmamasıdır. Bu nedenle anlaşmanın sağlayacağı ilave fayda, yüksek korumacılık seviyesine sahip ekonomiler arasındaki bir STA kadar dramatik olmamaktadır. 

Avustralya’nın AB mallarına uyguladığı tarifelerin genel olarak düşük olması, tarım dışı alanlarda piyasaların görece açık olması ve asıl kısıtların çoğu zaman tarifelerden değil SPS/TBT önlemleri, onay süreçleri, yatırım taraması, hizmet ticareti sınırlamaları ve kamu alımları erişiminden kaynaklanması bu sonucu açıklamaktadır. Dolayısıyla ekonomik bakımdan verilen temel mesaj, bu anlaşmanın bir “tarife devriminden ziyade bir “erişim, düzenleyici uyum ve rekabet pozisyonu” anlaşması olduğudur.

Sektörel etkiler bakımından, toplam kazancın taraflar arasında eşit dağılmadığı, fakat daha da önemlisi sektörler arasında simetrik biçimde paylaşılmadığı anlaşılmaktadır. AB tarafında özellikle motorlu taşıtlar ve makine sektörleri öne çıkmaktadır. Yani AB, Avustralya pazarında yüksek katma değerli imalat sanayi ürünlerinde daha güçlü konum elde etmektedir. Buna karşılık Avustralya tarafında özellikle geviş getiren hayvan etleri, bazı tarımsal ürünler ve hammadde bağlantılı sektörler daha çok fayda sağlamaktadır. 

Bu tablo, Avustralya’nın doğal kaynak ve tarım ağırlıklı rekabet yapısıyla uyumludur. Anlaşma iki taraf için de kazanç üretmektedir, ancak aynı sektörler kazanmaz. Bu nedenle anlaşma, makro düzeyde pozitif ama sektörler düzeyinde yeniden dağıtıcı bir karakter taşımaktadır.

Anlaşmanın üçüncü ülkeler bakımından genel etkinin sınırlı olduğu anlaşılmaktadır. Yani AB–Avustralya STA’sının küresel ticareti üçüncü ülkeler aleyhine çok sert biçimde yeniden dağıtacağı yönünde bir sonuç bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bu durum hiçbir üçüncü ülke etkisi olmayacağı anlamına da gelmemektedir. Makro düzeyde etki küçük olsa bile, belirli sektörlerde ticaret yönlerinin değişmesi ve pazarlarda marjinal kaymalar yaşanması mümkündür. Bu bulgu Türkiye açısından özellikle önemlidir; çünkü Türkiye bakımından risk, toplam ekonomik büyüklüklerde değil, daha çok belirli sektörlerde rekabet ve ticaret yön değişimlerinde ortaya çıkmaktadır.

KOBİ’ler bakımından asıl faydanın tarifelerden çok prosedürlerin sadeleşmesi, kuralların daha öngörülebilir hale gelmesi ve pazara giriş maliyetlerinin düşmesi yoluyla ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır. Yatırım alanında ise özellikle Avustralya’daki yatırım tarama mekanizmalarının AB yatırımcıları bakımından bazı sınırlamalar yarattığı, bu nedenle müzakerelerde yatırım eşiklerinin ve inceleme süreçlerinin daha öngörülebilir hale getirilmesinin önem taşıdığı ifade edilebilir. Kamu alımları bakımından, tercihli kamu alımı liberalizasyonunun kamu ithalatlarını anlamlı ölçüde artırabileceği ve bunun iki taraf arasında yeni ticari fırsatlar yaratabileceği anlaşılmaktadır.

Türkiye üzerindeki toplam makroekonomik etki son derece sınırlıdır. 2030 itibarıyla baz senaryoya kıyasla Türkiye’nin reel GSYH’sinde her iki senaryoda da bir değişiklik beklenmemektedir. Refah etkisi muhafazakâr senaryoda eksi 1,9 milyon avro, iddialı senaryoda ise artı 6,7 milyon avro olarak hesaplanmıştır. Buna karşılık tüketici fiyat endeksi, toplam ithalat, toplam ihracat, nitelikli ve niteliksiz işgücü ücretleri ile CO2 emisyonları bakımından herhangi anlamlı bir değişiklik öngörülmemektedir. Bu durum, AB–Avustralya STA’sının AB üzerindeki toplam etkisinin sınırlı olmasına ve dolayısıyla AB ile Gümrük Birliği ilişkisi bulunan Türkiye’ye yansımasının da sınırlı kalmasına bağlanmaktadır.

Türkiye açısından en önemli nokta, makro etkilerin küçük olmasının sektörel ve stratejik etkilerin önemsiz olduğu anlamına gelmeyebileceğidir. Türkiye bakımından asıl mesele toplam büyüme veya toplam ticaret hacmi değil, belirli sektörlerde rekabetin yön değiştirmesidir. Türkiye ekonomisinde sektör bazında yalnızca iki çok sınırlı üretim etkisi dikkat çekmektedir: motorlu taşıtlar sektöründe yüzde 0,1’lik bir artış, yağlı tohumlar sektöründe ise iddialı senaryoda yüzde 0,1’lik bir azalış. Bu değişimler nicelik olarak küçük olmakla birlikte, Türkiye’nin sanayi ve dış ticaret yapısı açısından tamamen göz ardı edilemeyecek niteliktedir.

Ayrıca bazı sektörlerde AB’nin Türkiye’ye ihracatında sınırlı düşüş beklenmektedir. Özellikle gaz, elektrikli ürünler, kömür, tekstil ve giyim, makine ve pirinç gibi kalemlerde AB’den Türkiye’ye ihracatta küçük oranlı gerilemeler hesaplanmıştır. En belirgin düşüş gaz kaleminde görülmektedir; burada iddialı senaryoda yüzde 5,1’lik bir azalma öngörülmektedir. Diğer sektörlerde ise düşüşler daha sınırlıdır. Bu durum, AB firmalarının ticari odağında kısmi bir yeniden yönelim olabileceğini düşündürmektedir. Ancak, bu etkilerin toplam ekonomi düzeyinde güçlü sonuçlar yaratmadığını da açıktır.

Türkiye açısından dikkat çekici ikinci bulgu, Avustralya’nın Türkiye’ye ihracatında bazı sektörlerde yüksek oranlı artışlar öngörülmesidir. Metal dışı mineral ürünler, motorlu taşıtlar, tekstil ve giyim, elektrikli ekipman, kimyasallar ve makine sektörlerinde Avustralya’nın Türkiye’ye ihracatı kayda değer oransal artış öngörülmektedir. Özellikle metal dışı ürünlerde yaklaşık yüzde 21, motorlu taşıtlarda yüzde 20,9, tekstil ve giyimde yüzde 18,2, elektrikli ekipmanda yüzde 12,9, kimyasallarda ve makinede ise yüzde 10,1 civarında artış hesaplanmaktadır. Bu oranlar yüksek görünse de mutlak değerler bakımından değişimler mütevazıdır. Dolayısıyla burada söz konusu olan, Türkiye pazarının Avustralya açısından bazı ürün gruplarında marjinal olarak daha erişilebilir hale gelmesi olup, bunun geniş çaplı bir pazar dönüşümüne işaret ettiği söylenemez.

Avustralya’nın motorlu taşıtlar, kimyasallar ve makine sektörlerinde Türkiye’ye ihracatındaki artış, AB ihracatının doğrudan yerine geçen bir ikame olarak görünmemektedir. Başka bir deyişle, Avustralya’nın bu alanlarda Türkiye pazarında büyümesi, AB’nin mevcut konumunu ortadan kaldıran veya onun yerini alan bir süreç olarak değerlendirmemelidir. Bu sonuç Türkiye için önemlidir; zira bu durum, Türkiye’de ani ve sert bir tedarikçi ikamesi değil, daha çok rekabet yüzeyinin genişlemesini ve bazı marjinal yeni ticari kanalların oluşmasını ima etmektedir.

Sektörel açıdan değerlendirildiğinde, otomotiv, makine, tekstil, kimya ve elektrikli ekipman alanları Türkiye için en dikkatle izlenmesi gereken sektörler olarak öne çıkmaktadır. Otomotivde Türkiye üretiminde küçük bir artış öngörülmesine rağmen, Avustralya kaynaklı ihracat artışı dikkat çekmektedir. Makinede Türkiye’nin üretiminde anlamlı bir değişim görülmemekte, ancak hem AB’den Türkiye’ye ihracatta hafif düşüş hem de Avustralya’dan Türkiye’ye ihracatta artış beklenmektedir. Tekstil ve giyimde de benzer şekilde Avustralya’nın ihracat artışı yüksek oransal düzeyde görünmektedir. Kimya ve elektrikli ekipman sektörlerinde ise etkiler daha çok ara malı ve tedarik zinciri rekabeti bakımından önem kazanmaktadır. 

Sonuç olarak AB–Avustralya STA’sının Türkiye’ye toplam ekonomik etkisi çok sınırlıdır. Reel GSYH, toplam ticaret, fiyatlar ve ücretler üzerinde anlamlı bir değişim beklenmemektedir. Buna karşılık Türkiye açısından asıl önemli olan nokta, makro büyüklüklerden ziyade sektör bazında rekabet yönünün değişmesidir. 

Bu durum, Türkiye ekonomisinin bu anlaşma nedeniyle genel olarak sarsılmayacağını, ancak bazı sektörlerde AB’nin Türkiye’ye ihracatında hafif gerilemeler, Avustralya’nın Türkiye’ye ihracatında ise nispi artışlar görülebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, bu artışların şimdilik AB’nin yerini alan doğrudan bir ikameye dönüşmediğini de açıkça göstermektedir. Bu nedenle Türkiye açısından en doğru yorum, bu anlaşmanın ani bir ekonomik kayıp yaratmaktan çok, belirli sektörlerde rekabet alanını sessizce genişleten ve uzun vadede dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme olduğudur.

 

Kaynak:https://circabc.europa.eu/ui/group/09242a36-a438-40fd-a7af-fe32e36cbd0e/library/a7e767cd-6a75-4c1c-8ec3-dbf991c34cfd/details?download=true