BİR BİLENE SORDUK

2000’DEN BUGÜNE DIŞ TİCARETİN SEYRİ

Türkiye’nin son 20 yılına baktığımızda birbirleriyle uyuşmayan, farklı karakteristik özelliğe sahip iki 10 yıl yaşamakta olduğunu görmekteyiz. Birinci 10 yılda imrenilecek düzeyde gelişmelere şahit olurken, ikinci 10 yılda, orta gelir tuzağına yakalanmış, çabalayan ancak bir türlü bu tuzaktan kurtulamayan bir Türkiye’ye şahit olmaktayız.

2002-2012 Ekonomik Seyir
2002-2012 yılları ekonomik seyri, sade- ce kişi başı milli gelire bakarak görmek bile mümkündür. Dünya Bankası verilerine göre, 2001 yılında kişi başına düşen milli gelirimiz 3.120 $ iken, bu gelir düzeyi 2009 yılı haricinde bütün yıllar artış göstermiş ve 2013 yılında 12.543 $’a yükselmiştir. Ancak bu tarihten sonra artış yerini duraksamaya ve düşüşe bırakmıştır. 2018 verileri henüz açıklanmadı ama 2017 yılında kişi başı milli gelir düzeyimiz 10.546 $ olarak hesaplanmıştır. 2018 yılında ve hala yaşadığımız kur dalgalanmaları dikkate alınarak bugün kişi başı milli gelirimizin 9.000 $ civarında olduğu tahmin edil- mektedir.

2000-2012 döneminde göze çarpan ve ekonomik göstergelere olumlu yansıyan elbette başka gelişmeler de mevcuttur. Öncelikle, Türkiye için yıllarca karabasana dönüşen devlet iç ve dış borçları bu dönemde tasfiye edilmiştir. Aynı zamanda, devletin sırtında kambura dönüşen konut edindirme yardımı hesapları da yine bu dönemde tasfiye tasfiye edilmiştir.

Bir ülkenin gelişmişlik düzeyinin önemli göstergelerinden birisi de altyapıdır. Belirttiğimiz dönemde, özellikle karayolu olmak üzere, sanayileşmenin olmazsa olmazı olan altyapı yatırımları konusunda önemli gelişmeler sağlanmıştır.

Dış alım ve dış satım dediğimiz ithalat ve ihracatın seyri de belirttiğimiz sürece paralel bir seyir izlediğini görmekteyiz. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, gerek ihracatımız gerekse ithalatımızı 2000- 2008 yılları arasında sürekli olarak artmış, 2009 yılında güçlü bir düşüşe rağmen sonrasında 2012 yılına kadar artış devam etmiştir. Tıpkı diğer ekonomik göstergeler gibi 2012 sonra dış ticaretin seyrinde de istikrarsızlık görülmekte, hala ciddi anlamda bir iyileşmeden de bahsedememekteyiz.

2002-2012 Dış Ticarette Başarı ve Nedenleri
2000 yılında 27 milyar 775 milyon $ olan ihracatımızı 2012 yılında 152 milyar 462 milyon $’a çıkaran diğer bir deyişle 12 yılda 5,5 katına çıkaran etkenler nelerdir? Biz neden bu süreci devam ettiremedik? Bu iki noktaya odaklanmakta fayda var.

2000 yılında bugüne ithalat ve ihracatımızın seyri grafik ve tablo olarak aşağıdadır. Her ikisinin de incelenmesinde ana hatlarıyla; gerek ithalatın gerekse ihracatın 2000-2008 sürecinde sürekli ve kayda değer oranda artığı, 2009 yılında önemli ölçüde düştüğü sonra 2009-2012 yılları arasında yine artışın olduğu, ancak 2012 sonrasında dalgalı bir seyir izlediği ve bütüncül bakıldığında yatay seyrettiği söylenebilir. Yine bu süreç boyunca zaman zaman sapmalar olmakla birlikte, ihracatın ithalatı karşılama oranının e civarında seyrettiği gözlemlenmektedir.

2000’li yıllar dünya ekonomisinin büyüdüğü, dünyada para bolluğunun yaşandığı, globalleşme stratejinin hüküm sürdüğü yıllardır. Bu dönemde, bütün dünyada bir ticaret artışı olduğu gibi ülkemize de olumlu yandığı bir gerçektir.

Türkiye, on yıllarca çoğu zaman koalisyonların hüküm sürdüğü siyasi istikrarsızlık ortamından bu dönemde siyasi istikrara kavuştu. Bu durum doğal olarak, ortalama 1,5 yıl süren hükümetlerin aksine daha uzun vadeli kararlar alınması sonucunu doğurdu. Aynı zamanda yabancı yatırımcı, geleceğe daha öngörülü bakabilir oldu.

Her ne kadar, aleyhine bir sürü şey söyleniyor olsa da, gümrük birliğinin dış ticaret hacmi üzerinde olumlu etkisi yadsınamaz. Bir taraftan, yabancı yatırımcı hem Türkiye hem de Avrupa Birliği pazarına vergisiz ve kolayca erişebilir hale geldi, diğer taraftan Türk yatırımcı yatırım ölçeğinde Avrupa pazarının büyüklüğünden yararlandı. Bu iki durum, ölçek ekonomisi anlamında hem üretimi hem de dış ticareti artırdı.

Geleceğin planlamasında en önemli etkenin istikrar olduğunu söylemek yanlış olmaz. İstikrardan bahsederken insanın aklına hep siyasi istikrar gelir. Ancak, ekonomik istikrar ve döviz kurları, yabancı yatırımcıların yatırım kararı almasında önemli etkenlerdir.

2002 yılında 1.51 olan $/TL ABD doları kurunun, 2010 yılına geldiğimizde aynı düzeyde olduğunu, 2011 yılında ise 1,68 $/TL olduğunu görmekteyiz. Kurlarda süren bu istikrar elbette geleceğe güvenle bakmayı ve yatırım yapmayı teşvik edici olmuştur. Aynı kurun, 2012 ve sonra yıllarda seyri ise şekildedir: 2012=1.80, 2013=1.91, 2014=2.19, 2015=2.72, 2016=3.03, 2017=3.65, 2018=4.82, 2019=5.50. Bu veriler bize $/TL kurunun 2002-2010 yıllarında hiç değişmezken 2011-2019 yıllarında 3,27 kat arttığını göstermektedir.

Dış Ticaretimizin Güncel Seyri
Güncel olarak dış ticaretimizin seyrini incelemek amacıyla 2017 yılı baçından bugüne aylık durumlarının incelenmesinde yarar görmekteyiz. Bu sürece baktığımızda, son aylarda hafif bir artış olmakla birlikte, ihracatın yatay ancak dalgalı seyrettiğini söylemek mümkün. İthalatın ise yine dalgalı seyrettiği, 2017 yılı boyunca hafif bir artışın olduğu, 2018 başından itibaren düşüşe geçtiği, bu düşüşün 2018 Ağustos ayında çok sert olduğu ve sonrasında yine yatay seyir sergilediği görülmektedir. 2018 Ağustos ayındaki ani ithalat düşüşte kurlardaki ani artışın etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, ihracatın ithalatı karşılama oranının önceki yıllara göre daha iyi düzeyde olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum, 2018 Ağustos ayından bu yana yüksek düzeyde seyretmiş ve seyretmeye devam etmektedir. Hatta 2018 Ekim ve Kasım aylarında cari açığın on yıllardır Türkiye’nin ulaşamadığı düzeyde seyrettiğine şahit olduk. Cari açığın bu denli azalmasında, ihracat artışından çok ithalatın azalması etkili olmuştur.

Dış ticaretimiz neden istenen düzeye ulaşamıyor ?
Cari açığın yıllardır ilk defa bu kadar düşük olduğu, ithalatın düşürüldüğü bir ortamda, dış ticarette daha nasıl iyi olsun sorusu akla gelebilir. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, ithalatın düşmesi her zaman iyi değildir. Eğer tüketim mallarının ithalatını düşürebiliyorsanız bu iyidir. Ancak, bilinmelidir ki, ithalatın düşmesi, hammadde ve ara malı ithalatının düşmesi anlamına da gelebilir. Hammadde ve ara malı hem yerli üretimin hem de ihracatın üretiminde kullanılan girdiler olduğu için, bunun düşmesi ya ihracatı ya da yerli üretimi düşürecektir. Bu iki durum da iyi değildir. Türkiye’nin ithalatının yaklaşık x’ini hammadde ve ara mallar oluşturmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında ithalatın düşmesinineğer yerine ikame ürün kullanılmaz ise olumsuz etkisi olabilir. Bu nedenle, ihracat artışından kaynaklanan cari açığın düşmesi daha olumludur.

Türkiye, 1980 yılından beri ithal ikamesi yerine ihracata dayalı büyüme modelini benimsemektedir. Dışa dönük büyüme, doğal olarak hem ihracatta hem de yerli üretimde ithalat bağımlılığını doğurmaktadır. Türkiye ihracatından fazlasını teşvikli ithal edilen eşyanın ihracatı oluşturmaktadır. Bu yapı sadece ucuz işgücünün ihraç edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Türkiye, ihraç eşyanın bünyesindeki yerlilik payını artırma yo- lunda fazla mesafe kaydedememiştir.

İhracatımızın lokomotif sektörü geçmişte tekstil ürünleri iken otomotiv sektörü olmuştur. Gerek otomotiv üretimi gerekse otomotiv yan sanayi konu- sunda kaliteli ve yetkin üretim yapılmasına rağmen, hala Türkiye’nin markası bulunmamaktadır. Bu konu sadece otomotiv için değil, çoğu sektörler için ge- çerlidir. Günümüzde üretimden çok, marka, lisans, patent, inovasyon değerlidir. Dolayısıyla, ihracatın ve ihracata yönelik teşviklerin bu yönle evrilmesi konusunda başarı sağlanamamıştır.

Türkiye’nin ihraç ürünleri ağırlıklı olarak emek yoğun ürünlerdir. Bu ürünler ise yükte ağır, bahada hafif ürünlerdir. Kilogram fiyatı, tasarım ve teknoloji ürünlerine göre çok çok düşüktür. İhracatı miktar değil de değer olarak artırmanın yolu bu dönüşümü sağlamaktan geçmektedir.

Irak ve özelinde Kuzey Irak’ta yaşanan gelişmeler, ihracatımızın bazen artmasına bazen ise tam tersine azalmasına sebep olmuştur. Irak, 2012-2014 yıllarında 11-12 milyar $’la ihracat yaptığımız ülkeler arasında ilk sırayı alırken, petrol fiyatlarındaki düşüş ve Kuzey Irak’ın bağımsızlık girişimi nedeniyle bu seviye korunamamıştır.

Aynı şekilde, Suriye iç savaşı da ihracatımızı olumsuz etkilemiştir. Her ne kadar Suriye’nin ihracatımız içindeki payı az olsa da, Suriye Türkiye’nin Ortadoğu pazarına ulaştığı geçiş koridoruydu. Savaş nedeniyle Suudi Arabistan, Ürdün gibi ülkelere karayolu ulaşımı koptu. Bu nedenle, savaş sadece Suriye’ye olan ihraca- tımızı değil aynı zamanda bu güzergahtaki tüm ülkelere olan ihracatımızı olumsuz etkiledi.

Yukarda da belirttiğimiz gibi, son dönemde döviz kurlarında yaşanan dalgalanma nedeniyle işlem maliyeti risk hesabı yapılamamakta, bu durum hem yatırımları hem de ticareti olumsuz etkilemektedir. Genel olarak bu süreçte erteleme eğilimi sergilenmektedir.

Ayrıca, uluslararası ilişkilerin uluslararası ticareti etkilediğini söylemek gerçekçi bir yaklaşımdır. Günümüz dünyasında, Türkiye’nin dış ilişkilerinin iyi olmadığını hepimiz biliyoruz. Bunun elbette çeşitli nedenleri olabilir ama bu durum yabancı sermayenin ülkeye girişini olumsuz etkilediği gibi dış ticareti de olumsuz etkilemektedir.

Bütün bu anlatımlarından çıkarılacak sonucun, Türkiye’nin dış ticaretini artırmak için, bu alanda yapısal dönüşümü sağlamak zorunda olduğunu düşünmekteyiz.